22   Ocak
2019
×

Mesaj

fsockopen(): unable to connect to ssl://query.yahooapis.com:443 (php_network_getaddresses: getaddrinfo failed: Name or service not known)

SEÇMELER

Grid List

0
0
0
s2sdefault
powered by social2s
Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açama, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nde 10 Eylül 2018 tarihinde yapılan değişiklikler ve arkasından başlayan tartışmalar sonucunda, siyasi iktidarın eğitim politikalarına yön veren yaklaşım yeniden görünür hale geldi. İlgili yönetmeliğin 7. maddesinin 11. fıkrasının yönetmelikten çıkarılması karma eğitimle ilgili yeni bir adım atılıyor kaygısı yarattı. Madde 7-(11) Çok programlı Anadolu lisesi, mesleki ve teknik eğitim merkezi ve mesleki eğitim merkezinde karma eğitim yapılır. Bu maddenin çıkarılmasının ardından MEB tarafından yapılan açıklamada, söz konusu değişikliğin bir yargı kararının gereği olarak yapıldığı ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 15. maddesinin karma eğitimle ilgili bir düzenleme içermesinden kaynaklı, ayrıca yönetmelikte yer verilmesine gerek olmadığı ifade edildi. MEB açıklamasında ayrıca karma eğitimin kaldırılmasına dönük bir çalışmalarının olmadığını da belirtti.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ise ”Bakanlığımız bu konuda açıklama yaptı. Bir mahkeme kararına istinaden bir düzenleme yapıldı. ‘Karma eğitim kaldırılıyor’ gibi propagandaya dönüştürüldü. Karma eğitim olduğu halde devam ediyor. Karma eğitimin ortadan kaldırılması gibi bir şey söz konusu değil. Fakat belli okullarda kız-erkek ayrımı şeklinde eğitim verilmesine imkân sağlayan bir karar da var ortada. Burada tercihlerin daraltılması değil çoğaltılması söz konusu. Demokratik toplumlarda aslolan vatandaşın bu tür taleplerini karşılayacak seçeneklerin arttırılmasıdır. Hiç kimse, hiçbir veliye karmaya ya da olmayana göndermek zorundasın diye bir şey empoze etmiyor. Ama alternatifleri sunuyoruz. Devletin yapması gereken de budur.” diyerek tartışmayı ayrı bir boyuta taşıdı.
1739 sayılı yasanın 15. maddesi “Okullarda kız ve erkek karma eğitim yapılması esastır. Ancak eğitimin türüne imkân ve zorluklara göre bazı okullar, yalnızca kız veya yalnızca erkek öğrencilere ayrılabilir.” şeklindedir. Yasa açıkça karma eğitimin temel olduğunu vurgulamakta ancak ikinci bölümde ifade edilen tür, imkan ve zorluklar bölümü kullanarak çok sayıda Anadolu lisesi ve Anadolu imam hatip lisesi sadece kız öğrenciler için açılmaktadır. Söz konusu yönetmelikte MEB hangi okul türlerinin, hangi imkan ve zorluklara göre sadece kız veya erkek öğrencilere ayrılabileceğine dair bir düzenleme yapmayarak karma eğitim dışı uygulamaların önünü açmaktadır. Herhangi bir düzenleme yapılmamış olması istenen her okulun karma eğitim dışına çıkarılmasına olanak sağlamaktadır.
10 Eylül 2018 tarihinde MEB tarafından yapılan ise hakkında düzenleme yapılmış olan üç okul türüne dair maddeyi kaldırarak bu okulları da aynı keyfiyet torbasına dahil etmesidir. Bu okullarla ilgili yönetmelikte açıkça “…karma eğitim yapılır.” ibaresi bulunduğu için bu okullar karma eğitim dışına çıkarılamamış idi. Yapılan değişiklikle, bu okullarda “görülen lüzum” üzerine sadece kız veya sadece erkekler için ayrılabilecek. MEB yaptığı açıklamada samimi olsaydı, bu maddeyi çıkarmak yerine maddeyi 1739 sayılı yasanın 15. maddesine uygun hale getirir ve “Tüm kademelerdeki eğitim kurumlarında karma eğitim esastır.” şeklinde düzenlerdi. Bu nedenle maddeyi yasaya uygun şekilde düzenlemek yerine, madde metnini olduğu gibi yönetmelikten çıkarmak karma eğitim dışı uygulamalara engel olabilecek düzenlemelerin kaldırılması olarak yorumlanmalıdır.
Karma eğitim ile ilgili tartışmalar planlı şekilde sürdürülmekte ve karma eğitimin zararlarına dönük akıl, bilim dışı düşünceler yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır. Yaşamın kendi doğallığı, toplumsal işbölümü ve evrensel çocuk hakları ve eğitim bilimi dikkate alındığında karma eğitimden vazgeçmenin olası ve doğru olmadığı görülmektedir. Tüm bunlara rağmen karma eğitim dışı uygulamalarda ısrar etmenin “çocuğun okuyacağı okulun türünü seçme özgürlüğü” ile açıklanamayacağı da ortadadır.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın tarafından yapılan açıklama ise asıl niyetin karma eğitim dışı pratiklerin artırılması ve eğitimde yaşanan gerici dönüşümün sürdürülmesi olduğunu göstermektedir. İnşa edilmekte olan yeni rejim için eğitim kurucu bir işleve sahiptir. Bu işlevin istendiği şekilde yerine getirilmesi için ise eğitimin piyasa ile uyumlu ve aynı zamanda da siyasi iktidarı her gün yeniden üreten şekilde işlemesi hedeflenmiştir. Bu nedenle karma eğitim dışı pratiklerin artırılması ile beraber aynı zamanda akademik eğitim alan öğrenci sayılarının baskı altında tutularak, öğrencilerin çoğunluğunun imam hatip okullarına ve meslek okullarına yönlendirilmesi hedeflenmiş ve tüm mevzuat bu hedefe uygun olarak düzenlenmeye çalışılmıştır. Söz konusu yönetmelik bu nedenle ortaöğretim genel müdürlüğüne bağlı okulların açılmasını katı kurallara bağlayarak zorlaştırırken, imam hatip okulları ve meslek liselerinin çoğunluğunun açılmasında adeta hiçbir şart aramamaktadır.
Siyasi iktidar velilere ve öğrencilere imam hatip okullarını işaret etmekte, öğrencilerin bu okullara gitmelerini istemektedir. Ancak yapılan bu çağrı genel olarak kabul görmemekte, yapılan tüm yönlendirme, özendirme ve kimi zaman örtülü zorlamalara rağmen öğrenciler tercihlerini bilimden, sanattan ve spordan yana yapmaktadır. MEB öğrencilerin tercihleri ortada olmasına rağmen, fen, sosyal bilimler, Anadolu, güzel sanatlar ve spor liselerinin açılmasını ve kontenjanlarını sınırlandırmaktadır. Oysa yapılması gereken öğrencilerin ilgi, istek, tercih ve gereksinimleri ile uyumlu bir okullaşma politikasını yaşama geçirmek olmalıdır.
Kurulduğu günden bu yana laik, bilimsel, kamusal, anadilinde, eşit ve ücretsiz eğitim hakkını her koşulda savunmuş olan Eğitim Sen, tüm öğrencilerin eğitim hakkının hiçbir engel olmadan kullanılmasını savunmaktadır. Karma eğitim ile ilgili tartışmaların kendisi pedagojik ve bilimsel temellerde değil, siyasal referanslarla tartışılmakta ve bunun olumsuz sonuçlarına da öğrencilerimiz katlanmak durumunda kalmaktadır. Bu nedenle önümüzdeki dönemin en temel önceliklerinden birini de eğitim alanında yaşanan gerici ve piyasacı dönüşüme karşı çıkmak ve tüm öğrencilerin istedikleri okul türünde ve okulda eğitim almasını sağlamak oluşturmaktadır.
 

Orta Öğretim Genel Müdürlüğü’nden Bakan adına Bakan Yardımcısı Mustafa Safran imzası ile yayınlanan “nöbet görevi” konulu yazı sonrasında okullarda yaşanan nöbet görevi sırasında temel insani gereksinimlerin karşılanması ve dinlenme ile ilgili tartışmada olumlu bir noktaya gelinebileceği görülmektedir. Unutulmamalıdır ki gelinen aşama eğitim emekçilerinin, öğretmenlerin bütünlüklü tutum alması ve taleplerini ortaklaştırmalarının sonucu olmuştur. Amaca hizmet etmeyen tartışmalara kaynaklık etmemesi ve kamu oyununun doğru bilgilendirilmesi için sendikamızın sorunun çözümüne ilişkin yaptıkları ile ilgili bilgilendirme ihtiyacı oluşmuştur.

Ne Yaptık?

1-Sendikamız tam gün eğitim yapan ilkokul ve ortaokullarda öğle tatilinde nöbetçi öğretmenlerin temel ihtiyaçlarının karşılanması doğrultusunda 20.11.2017 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı’na 29.7.2014 gün ve 29072 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin “nöbet görevi” başlıklı 44. maddesinin ivedi biçimde değiştirilmesi için yazılı başvuruda bulunmuş (ek-1), bu başvuruya Milli Eğitim Bakanlığı Temel Genel Müdürlüğü 11.12.2017 gün ve 21264336 sayılı yazıyla cevap vermiştir (ek-2).  Bu yazıda anılan yönetmelik maddesinin 10. fıkrası uyarınca sorunun Öğretmenler Kurulu’nda görüşülerek nöbetçi öğretmenlerin insani ihtiyaçları göz önünde bulundurularak okul yönetimince hazırlanacak nöbetçi öğretmen görev talimatnamesi uygulanmasıyla çözüleceği belirtilmiştir.

2- Anılan yazıya rağmen sorunun devam etmesi nedeniyle sendikamız “angarya yasağını ihlal eden uygulamalara dönük aldığı 26.02.2018 gün ve 11 sayılı MYK kararının 5. maddesinde tam gün eğitim sendika üyesi öğretmenlerin öğle tatillerinde temel gereksinimlerini karşılayabilmeleri için 2017-2018 öğretim yılı sonuna kadar nöbet görevlerini yerine getirmeme kararı almıştır (ek-3). Bu sorunun 2017-2018 öğretim yılı içerisinde çözülmemesi üzerine de sendikamız aynı kapsamda aldığı 14.09.2018 tarih ve 54 sayılı MYK kararının 4. maddesinde tam gün eğitim sendika üyesi öğretmenlerin öğle tatillerinde temel gereksinimlerini karşılayabilmeleri için makul süre verilinceye kadar 2018-2019 öğretim yılı sonuna kadar nöbet görevlerini yerine getirmeme kararı almıştır (ek-4). Bu kararlar doğrultusunda öğle tatilinde nöbet görevini yerine getirmeyen birçok üyemize disiplin cezası verilmiş, bu cezaların iptal istemiyle açtığımız davalar devem etmektedir. Aynı şekilde bu üyelerimizin nöbet ücreti orantısız biçimde kesilmiş, bu şekilde üyelerimize bu yolla bedel ödetilmek istenmiştir. Bu konuda da hukuksal girişimlerimiz devam etmektedir.

3-  Yukarda yer alan sendikamızın faaliyetleri ile ortaya konulan diğer çabalar ortak bir tutuma neden olmuş ve Bakan adına Bakan Yardımcısı imzasıyla Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Genel Müdürlüğü’nün “nöbet görevi” konulu 26.12.2018 gün ve 25010345 sayılı yazısı ortaya çıkmıştır. Bu yazıda konusu okul müdürünün insafına terk edilmemekte, nöbet görevini yerine getiren öğretmen ve müdür yardımcılarının temel insani ihtiyaçlarını dikkate alarak düzenlenmesi ve özellikle öğle aralarında dinlenme ve yemek ihtiyacı dikkate alınarak bu sürelerde nöbet görevinin dönüşümlü olarak yapılmasına olanak tanınması istenmektedir. Öğle aralarında dinlenme ve yemek ihtiyacı dikkate alınarak bu sürelerde nöbet görevinin dönüşümlü olarak yapılmasına olanak tanınması için gereğinin yapılmasını isteyen talimatıyla bu yazı,  sendikamızın başvurusuna verilen Milli Eğitim Bakanlığı Temel Genel Müdürlüğü’nün 11.12.2017 gün ve 21264336 sayılı yazısından daha olumludur. Çünkü sorunun çözülmesi açısından öğle aralarında dinlenme ve yemek ihtiyacı dikkate alınarak bu sürelerde nöbet görevinin dönüşümlü olarak yapılmasına olanak tanınması talimatıyla kısa vadede somut ve net bir çözüm sunmaktadır. Ancak bu çözümün kısa vadede sahici bir çözüm olması için söz konusu talimata aykırı davranan ilgililer hakkında işlem yapılması, konunun kararlılıkla takip edileceğinin valiliklere bildirilmesi ve aynı zamanda aynı yazının Temel Eğitim Genel Müdürlüğü yazısıyla ilkokul ve ortaokullara yönelik olarak da dağıtım yerlerine, valiliklere gönderilmesi gerekmektedir.  Sendikamız bu yazıya rağmen nöbet görevini yerine getiren öğretmen ve müdür yardımcılarının temel insani ihtiyaçlarını dikkate alarak nöbet görevini düzenlenmeyen ve öğle aralarında dinlenme ve yemek ihtiyacı dikkate alınarak bu sürelerde nöbet görevinin dönüşümlü olarak yapılmasına olanak tanımayan ortaöğretim okul müdürlerinin takipçisi olacaktır. Bu konuda uzun vadeli kalıcı çözüm ise ilgili yönetmeliklerde nöbetçi öğretmenlere öğle tatillerinde temel gereksinimlerini karşılayabilmeleri için makul süre tanıyacak bir değişiklik yapmaktır.

Ekleri görmek için tıklayınız.

Sayfa 1 

Sayfa 2

Sayfa 3 

Sayfa 4

Sayfa 5

Sayfa 6

Sayfa 7

0
0
0
s2sdefault
powered by social2s
Cinsiyet Rolleri ve Cinsiyet Kalıpları Eğitim Sistemiyle Öğretiliyor!
Eğitim sistemi; farklılıklara saygı duyan, din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin özgür bireyler yetiştirmeyi amaçlar fakat uygulamada böyle olmadığını biliyoruz.
Cinsiyetçi rol, beklenti ve kalıp yargılar okullarda kız ve erkek öğrencilere dolaylı ya da dolaysız yollardan anlatılıyor ve buna uygun davranış kalıpları ve kazanımlar elde edilmesi bekleniyor. Sadece öğrenciler açısından değil, ders araç-gereçlerinin içeriği ve kullanımından tutun da veli-öğretmen-idareci ilişkisine ve kadın-erkek çalışanların ilişkisine kadar yansıyor. Toplumda kadına yönelik geleneksel bakış açısının hala sürdüğünü biliyoruz.
Hayatımızın her hücresine yerleşmiş olan cinsiyetçiliğin eğitim alanına yansıması, bazen farkında olduğumuz bazen farkında olmadan yaşadığımız cinsiyetçilik, okullarda etkili şekilde üretilmeye devam ediyor.
Geleneksel cinsiyet rolleri aile, okul, hukuk, ahlak, din ve medya tarafından sistemli bir şekilde çocuklarımıza aktarılıyor. Hemen her gün, eğitime ve çocuklarımıza yönelik yeni saldırı politikaları geliştiriliyor; okullar AKP’nin ideolojik savaş alanına dönüştürülüyor. Öğrencilerin, velilerin, öğretmenlerin ve aslında tüm toplumun yaşamında köklü ve travmatik değişikliklere neden olan bu savaş, günümüzde artık ülkenin geleceğini tehdit eder boyutlara ulaştığını görmekteyiz.
Kız Çocuklarının Okullaşma Oranları Giderek Düşüyor!
Örgün ve yüksek eğitimde var olan cinsiyet farkı kapatılmamıştır. Kadınların net okullaşma oranları açık öğretim hariç tüm düzeylerde erkeklerden geri durumdadır. İlkokuldan ortaöğretime geçişte kız öğrenci kaybı erkeklere göre yoğunlaşmıştır. Kadınların yükseköğretime erişim oranı ise erkeklere göre daha düşüktür.
Yine bilindiği gibi meslek liseleri cinsiyet eşitsizliğinin yoğun olarak yaşandığı okullardır. Meslek liselerinde bölümler cinsiyete göre ayrıştırılmaktadır. Genç kadınlar kadın işi olarak değerlendirilen çocuk bakımı, moda tasarımı gibi alanlarda yoğunlaşmaktadır. İmam hatip liselerinde ise genç kadınların itaatkâr bireyler olması amaçlanmaktadır. Din eğitimini devletin tekeline alan yaklaşımın sonucu olarak imam hatip liselerinde verilen eğitimi sorgulamayan bireyler haline getirmektedir.
Kadın ve erkeklerin toplum tarafından kalıplar halinde sunulan özelliklerine göre ayrılmış bir eğitim sisteminde kızların payına düşen eğitim ikinci sınıf bir eğitim olmaktadır. Kız teknik eğitim gibi cinsiyete yönelik okullar kadınlara ev hanımı, anne, eş gibi kalıplar dayatılmasına, toplum içinde ikinci sınıf insan muamelesi görmeyi kabullendirmeye hizmet etmektedir.
  • 2016-17 döneminde “din öğretimi” adı altında 347.614 kız öğrenciyi “ortaokulda” ve 353.379 kız öğrenciyi “orta öğretimde” evrensel eğitim koşullarından uzaklaştırırken, bu kapsamda eğitim gören kadın oranı 2017 yılında % 56’ya yükselmiştir. Açık öğretim imam hatip liselerinde bu oran daha da yükselerek kadın oranı % 64’e çıkmaktadır.
  • MEB’in örgün eğitim istatistiklerine göre, 2016-2017 eğitim ve öğretim döneminde resmi okullarda eğitim görenlerin yüzde 51,3’ü erkek, yüzde 48,7’sini ise kız öğrenciler oluşturdu.
  • Özel okullarda erkeklerin oranı yüzde 54,3, kız öğrencilerinse yüzde 45,7 olarak belirlenmiştir.
  • İmam hatip lise sayısı 2002’de 450 iken, 2017’de 1.408’e çıkarılmıştır. İmam hatip liselerinden 372’si sadece kız imam hatip Anadolu lisesi olarak ayrılmış ve devlet politikası uygulaması olarak karma eğitim dışına çıkılmıştır.
İstihdam ve Eğitim Arasında Paralellik Var!
15 ve üzeri yaş grubunda eğitim durumlarına göre istihdama katılım oranları okur-yazar olmayanlar % 16,8; lise altı eğitimliler % 41,7, lise mezunları % 45,8, mesleki veya teknik lise mezunları % 57, yükseköğretim mezunları ise % 70 şeklinde.
Erkeklerde, eğitim durumuna göre istihdama katılım oranları ise, okur-yazar olmayanların istihdama katılımı % 27,9 ile en alt sırada yer alıyor. Bunu, % 59,5’le lise altı eğitimliler takip ediyor. Lise mezunu erkeklerin istihdama katılımı % 62,2, mesleki veya teknik lise mezunlarınınki % 71,5 ve en üst sırada, % 79,2’yle yükseköğretim mezunu erkekler bulunuyor.
Kadınlarda oranlar biraz daha düşük. 15 ve üzeri yaşta olan 30 milyon 91 bin kadından ancak 8 milyon 294 bini (% 27,6) bir işe sahip. Okur-yazar olmayan kadınların istihdama katılımı % 14.5 iken, lise altı eğitimlilerin istihdama katılımı % 23.1’e çıkıyor, lise eğitimini tamamlayıp istihdama dahil olan kadınların oranı ise % 26.2 Mesleki veya teknik lise eğitimini tamamlayan kadınlardan % 34.3’ü istihdama katılırken, en yüksek orana % 58.7’lik katılımla yükseköğretim mezunu kadınlar sahip oluyor.
Cinsiyetçilik Varsa Eğitimde Değişim Yok!
Kız ve erkek öğrencilerin meslek seçimlerini geleneksel rolleri belirliyor. Eğitim müfredatına yönelik bilim dışı müdahalelerin artması, felsefe, bilim, sanat derslerinin azaltılması, otizmli ve zihinsel engelli çocuklara zorunlu din dersi getirilmesi, okul öncesi ve ilkokul öğrencilerine yönelik dini etkinliklerin (dini içerikli yarışmalar, cami gezileri, oruç eğitimi vb. gibi), din eğitiminin Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle açılan sıbyan mektepleri üzerinden okul öncesine hatta kreşlere kadar indirilmesi gibi uygulamalar eğitimin dinselleştirilmesi açısından öne çıkan uygulamalardır.
Tek Tip Toplum Dayatması Sürüyor!
4-6 yaş grubundaki çocuklara zihinsel gelişimleri açısından en hassas olduğu dönemde dini eğitim verilmek istenmesinin Türkiye’de devlet eliyle dinselleştirme politikalarının geldiği noktanın ta kendisidir. Bu durum çocukların zihinsel, fiziksel ve pedagojik gelişimleri açısından tehlikeli sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.
“Her türden dini inancı istismar ederek çocuklarımızı ve toplumu ‘tek din, tek mezhep’ anlayışı üzerinden ‘tek tip’ hale getirmeye çalışma girişimleri kabul edilemez. Devlet, eğitimi ve toplumsal yaşamı örgütlerken bunu dini kurallara, söylemlere ya da referanslara göre yapmamalı, özellikle eğitim sistemini dini kurallara göre değil, bilimsel gerçekleri referans alarak ve çocukların üstün yararını gözeterek düzenlemelidir.
Ders kitaplarında kız çocuklara daha çok ev içi alanda ya da bu rollerine uygun olan meslekler tavsiye edilmektedir. Ev hanımlığı, öğretmenlik, doktorluk, hemşirelik gibi meslekler önerilirken kitapların tümünde okul müdürleri erkek olarak gösterilmiştir.
Tamircilik, yöneticilik, güç gerektiren işler hala erkek işi olarak kabul edilmektedir. Böylelikle okullarda kadınlık ve erkeklik rolleri hissettirilirken geleceğe hazırlık yapılmaktadır. Üstü örtülü ve içselleştirilmiş ayrımcı örnekleri hala görmekteyiz. Erkek çocuk resimleri kız çocuklarına oranla daha fazla.
Tüm yayınların gözden geçirilmesi ve cinsiyetçi yaklaşımların olduğu örtülü kısımlarının da elenmesi gerekmektedir.
Çocuk Yaşta Evlilikler Meşrulaştırılmaya Devam Ediyor!
MEB Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nde, “Evli olanların kayıtları yapılmaz, öğrenci iken evlenenlerin okulla ilişiği kesilerek kayıtları e-okul üzerinden Açık Öğretim Lisesine veya Mesleki Açık Öğretim Lisesine gönderilir.” denilerek çocuk yaşta evliliklerin önü açılmaktadır.
TÜİK verilerine göre, son 10 yılda 482 bin 908 kız çocuğu devletin izniyle evlendirildi. Son 6 yılda 142 bin 298 çocuk anne oldu ve bu çocukların büyük kısmı dini nikâh ile evlendirildi.
Peki, Neler Yaşandı?
  • 2009 Temmuz’unda MEB yönetmelik değişikliğiyle ortaokul ve lise öğrencilerinin nişanlanmasını serbest bıraktı.
  • 2013 yılının Eylül ayında evli öğrencilerin açık öğretim lisesine yönlendirilmesi düzenlemesi getirildi. Yani lise çağlarında evliliğin önü açıldı.
  • 2014 yılında 20 bine yakın aile 16 yaşından küçük kızlarını evlendirebilmek için dava açtı. Hükümetin ön açıcı tutumu mahkemelerin evlendirmelere izin veren kararlarını çoğalttı.
  • 2015’in mayıs ayında AYM resmi nikâh kıymadan dini nikâh kıyan imam ve çiftlere ceza verilmesini ortadan kaldırdı. Yani, eskiden çocuk yaşta evlilikleri yasaklayan yasalar, dini nikâhla bu evliliklerin meşrulaştırılmasına zemin hazırlayacak şekilde esnetildi.
  • Anayasa Mahkemesi yine bir yasa iptaliyle çocukların cinsel ilişkiye rıza yaşının 15’ten 12’ye indirilmesinin önünü açtı.
  • 4+4+4 sistemi ve artan yoksulluk ailelerin kendilerinden uzakta çocuklarını okumaya göndermek zorunda kalmalarına neden olurken, yeterli ve nitelikli devlet yurdu açılmadığı gibi tarikat ve cemaat yurtlarına göz yumulması ve denetimsizlik çocukların yurtlarda istismara uğradığı örnekler arttı.
  • İktidar temsilcilerinin “Küçüğün de rızası var”, “Bir kereden bir şey olmaz”, “Çocuklar çığlık atmayı öğrensin” gibi açıklamaları, çeşitli kurum yöneticilerinin kamuoyuna yansıyan ve tepki alınca geri çekilen demeçleri ve “9 yaşındaki çocuk evlenebilir” gibi Diyanet fetvaları ise “çocukları koruması gerekenler istismarcıları aklıyor” dedirtti.
  • İstanbul Küçükçekmece’deki Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne yaşları 18’in altında 39’u Suriyeli 115 çocuğun hamile olduğu tespit edildi.
  • 2017 Mayıs ayında çocuk istismarının önlenmesi için hazırlanan araştırma önergesi, AKP milletvekillerinin oy çokluğu ile reddedildi. 
Çocuk İstismarı, Şiddet, Kadın Cinayetleri Kat Be Kat Artmaya Devam Ediyor!
Çocuklar eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanamamış, çocuk yaşta evlenmeyi özendiren düzenlemeler yapılmış, okullarda, yurtlarda, kurslarda çocuklara yönelik cinsel istismar ve şiddet vakaları artmaya devam etmiştir.
Kadın düşmanı açıklamaların artması; şiddete karşı gerçekçi çözümler yerine, hadım ve idamın gündeme gelmesi; kadına ve çocuklara yönelik şiddet konulu davalarda indirim uygulanması; kamuoyunun talepleri yerine oyalayıcı, geçiştirici açıklamalarda bulunulması kadına yönelik şiddetin artmasında etkili olmuştur.
  • Türkiye’de son 10 yılda çocuk istismarı vakaları yüzde 700 artarak 300 bini geçti.
  • Adliyelerdeki dört tecavüz vakasından biri çocuklara yönelik cinsel istismar ile ilgili.
  • 2002 yılında çocuklara yönelik cinsel suçlarla ilgili 4 bin 988 dava açılırken, 2017 itibariyle dava sayısı 16 bini geçmiş durumda.
  • Türkiye’de 181 binin üzerinde çocuk gelin olduğu biliyor ancak dini nikâhlar nedeniyle gerçek sayın bunun çok daha üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Resmi evliliklerin beşte birinde 18 yaşın altındaki kız çocukları evlendiriliyor. Türkiye’deki Suriyeli çocukların yüzde 4,5’i evli durumda.
2018 yılının;
Ocak ayında, basına yansıyan haberlerden sadece 147 çocuğun,
Şubat ayında, basına yansıyan haberlerden sadece 30 çocuğun,
Mart ayında, basına yansıyan haberlerden sadece 269 çocuğun,
Nisan ayında, basına yansıyan haberlerden sadece 51 çocuğun,
Mayıs ayında, basına yansıyan haberlerden sadece 23 çocuğun cinsel istismara uğradığı bilgilerine ulaşıldı (Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu).
  • Hukukun üstünlüğü endeksinde Türkiye 113 ülke arasında 99. sıraya geriledi. Raporda boşanmalar yüzde 38, fuhuş yüzde 790, çocukların cinsel istismarı yüzde 434, kadına yönelik şiddet yüzde 1400, cinsel taciz yüzde 449 arttı.
 1 Milyon Çocuk Tarikatların Elinde Eğitim Görüyor
Siyasi iktidar ve cemaatler işbirliği ile eğitimin kamusal niteliği hızla tasfiye edilmeye çalışılırken, eğitim politikalarının oluşturulması ve uygulanması sürecinde dini vakıf ve cemaatlerin belirleyiciliği ve etkinliği arttırıldı.
MEB, iktidarın ideolojik yönelimleri doğrultusunda çalışmalar yapan dini vakıflar ile çeşitli protokollere imza atarak eğitimi dinselleştirme sürecinde siyasi nüfuzu olan cemaatlere özel görevler vererek eğitimin asli bileşenleri sürekli olarak görmezden gelindi.
Eğitimi dinselleştirme adımları ve giderek artan karma eğitim karşıtı uygulamalar, çocukların dini cemaat ve vakıfların yurtlarına yönlendirilmesi ve barınmak zorunda bırakıldıkları yerlerde taciz ve istismara uğraması, çocukların örgün eğitim sistemi dışına itilmesi, yurt yangınlarında yaşamını kaybetti.
MEB verilerine göre, Türkiye’deki özel öğretim kurumu sayısı 10 bin 53’tür. Bu kurumların 3’te 1’i mutlaka bir tarikata bağlı durumdadır.
Tarikat okul ve yurtlarındaki öğrenci sayısı 210 bin dolayındadır (üniversiteler hariç). 4 binin üzerindeki özel yurdun 2 bin 480’i bir tarikatla bağlantılıdır. Tarikatlara bağlı yurtların kapasitesi 380 bin. Bu yurtlarda kalan öğrenci sayısı 224 bini buluyor.
Özel Eğitim Alan Öğrencilerin Oranı %1,8 oldu!
Milli Eğitim İstatistikleri 2016/’17 öğretim yılı sonuçlarına göre; Türkiye genelinde örgün eğitime devam eden öğrenci sayısı 17 milyon 319 bin 433 oldu. Bu öğrencilerin %51,7’sinin erkek, %48,3’ünün ise kız öğrenci olduğu görüldü.
Özel eğitim gerektiren bireylere (işitme, görme, ortopedik ve hafif düzeyde zihinsel engelli) hizmet veren, özel olarak yetiştirilmiş personelin bulunduğu, geliştirilmiş eğitim programlarının uygulandığı özel öğretim kurumlarında örgün eğitime devam eden öğrenci sayısı ise 306 bin 205 oldu. Özel eğitim alan öğrenciler örgün eğitimdeki öğrencilerin %1,8’ini oluşturdu. Özel örgün eğitime devam eden öğrencilerin %62,7’si erkek öğrenci iken %37,3’ü kız öğrenci oldu.
Türkiye’de Çocuk İşçi Sayısı 2 Milyona Yaklaştı!
Türkiye’de 14 yaşını doldurmuş ve zorunlu ilköğretim çağını tamamlamış olan çocuklar; bedensel, zihinsel, sosyal ve ahlaki gelişmelerine ve eğitime devam edenlerin okullarına devamına engel olmayacak hafif işlerde çalıştırılabilmektedir.
Her çocuğun eğitim alma hakkı güvence altına alınmış olsa dahi, çeşitli nedenlerle bu hakkın kullanımı engellemektedir veya diğer bir deyişle çocuklar haklarını kullanmamak durumunda kalmaktadır.
Zorunlu ve kesintisiz eğitim ile ilgili tartışmalar ve ardından 2012 yılında yapılan değişiklikle zorunlu eğitim 12 yıla çıkarılırken kademeler 4+4+4 olarak ayrılarak, okula başlama yaşı düşürüldü. Bununla beraber okuldan ayrılmanın önünün açılması ile beraber çocuk işçiliğin yaşı da 14’e düşürülmüş oldu. Bu durum çocukların eğitim hakkından mahrum kalmasının önünü açarak, çocukların ucuz işgücü olarak çalışmasını kolaylaştırmaktadır.
2017 verilerine göre Türkiye’de Geçici Koruma Kapsamında bulunan Suriyeli sayısı 2.969.669 ve bu sayının içerisinde bulunan çocuk sayısı ise 1.358.904’dür.  Ancak resmi rakamlara göre bu çocuklardan 608 084’ünün okula erişimi sağlanmıştır. Eğitim çağında bulunan Suriyeli çocuk sayısı ise 976 200’dür. Eğitim çağında olup da okula devam etmeyen 368 116 çocuk şu an ucuz işgücü olarak çalışmakta, sokakta yaşamını sağlamaya çalışmaktadır.
  • Türkiye’de çocukların yoksulluk oranı yüzde 25,3 iken, AB üyesi ülkelerle karşılaştırıldığında yoksulluk oranı en fazla olan ülke konumunda.
  • Mesleki eğitim alan özellikle turizm sektöründe uzun saatler çalıştırılan stajyerler, yani ‘çocuk işçiler’ ve çocuk işçiliği sayılabilecek uygulamalar ile çıraklık eğitimi alanlar resmi olarak çocuk işçi sayılmamaktadırlar.
  • 2012 yılında 601 bin olan 15-17 yaş arası çocuk işçi sayısı, 2016 yılına gelindiğinde 709 bin olmuştur.
  • 2016 TÜİK verilerine göre çocuk işçilerin yüzde 78’i kayıt dışı çalışmaktadır.
  • 2018 yılında 15-16 ve 17 yaşında olan 3 çocuk çalışırken hayatını kaybetti ve ölen çocukların 3’ü tarım emekçisiydi.
1
2
3
İşçi Sağlığı İş Güvenliği Meclisi’nin verilerine göre iş cinayetlerinde hayatını kaybeden çocuk işçi sayısı artıyor.
  • 2012 yılında 32 çocuk, iş cinayetlerinde hayatını kaybetmişken, 2016 yılında 56 çocuk iş cinayetleri sonucu hayatını kaybetmiştir.
  • 2017 yılında toplam 60 çocuk işçi yaşamını yitirdi.
  • Son 6 yılda 326 çocuk iş cinayeti sonucu yaşamını yitirdi.
İSİG’in, 2018 yılının Ocak ayı iş cinayetleri raporuna göre 141 işçi yaşamını yitirdi. Yaşamını yitiren işçilerden 5’i çocuk, 10’unu göçmen işçiler oluşturdu.
LGBTİ Öğrencilerin Eğitim Hakkı Görmezden Gelindi!
Ayrımcılık içeren eğitim politikalarının en büyük mağdurlarından biri yine LGBTİ öğrenciler oldu. Her ne kadar “herkes için eğitim hakkından” bahsedilse bile farklı cinsel yönelimlere ve cinsel kimliklere sahip çocuklar bu eğitim-öğretim yılında da görmezden gelindi.
Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi 2017 yılında da homofobi veya transfobiye dayalı nefret suçlarının büyük kısmı okulda, evde, evin civarında, toplu taşıma araçlarında veya duraklarında, kafe ve barlarda, sokakta veya diğer kamusal alanlarda işlendi.
KAOS GL’nin 2017 yılında Türkiye’de gerçekleşen “Homofobi ve Transfobi Temelli Nefret Suçları Raporu’’ndan bazı veriler:
  • 270 ihlalden 58’i cinayete teşebbüs, fiziksel şiddet, silahla yaralama, tecavüz veya diğer cinsel saldırıları içerecek biçimdeki fiili saldırılar olarak gerçekleşti.
  • LGBTİ hak sahipleri evlerinde, evlerinin yakınında, okullarında, hastanelerde veya benzer kamu kuruluşlarında dahi güvende değillerdi. Özellikle LGBTİ çocuklar, okulda akranlarınca ya da öğretmenlerince saldırılara maruz bırakıldılar.
  • Bildirilen 117 vakadan 23’ünün mağdurları çocuklar, yani 18 yaşını doldurmamış kişilerdi. Bu 23 vakadan 19’u bizzat çocuklar, 4’ü ise tanıklar tarafından bildirildi.
  • Lezbiyen, gey, biseksüel ve trans çocuklara yönelik şiddet tipleri çoğunlukla fiziksel şiddet, cinsel taciz, şiddet tehdidi, hakaret veya sözlü saldırı, mala zarar, takip edilme ve alıkonulma oldu.
  • Çocukların büyük kısmı okullarında (10 vaka) ve evlerinde (3 vaka) hedef alındı.
  • Hedef alınan 23 çocuktan sadece 6’sının saldırıdan sonra psikolog veya psikiyatrist desteği aldığı ifade edildi.
Cezaevindeki Çocuklar!
Ülkede 12-17 yaş aralığında olan 3000’e yakın çocuk cezaevinde. Şu anda yaklaşık 705 çocuk anneleriyle birlikte cezaevinde.
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği / Türkiye Hapishane Çalışmaları Merkezi (CİSST/TCPS), “Verilerle Türkiye Hapishanelerinde Öğrenim Durumu ve Öğrenci Mahpuslar” başlıklı raporuna göre,
Adalet Bakanlığı her ne kadar açıklamasında 2017 yılı içinde öğrenimine devam eden öğrencilerin toplam sayısını 37 bin 266 olarak açıklasa da verdiği rakamların toplamı 36 bin 950’dir.
Adalet Bakanlığı “cezaevlerindeki eğitim seviyesinin yükseldiği”ni açıklasa da raporda, öğrenciyken tutuklanan kişi sayısının tam olarak bilinmediği ifade ediliyor.
İşgücüne Katılan Kadın Sayısı Erkeklerin Yarısından Az!
TÜİK verilerine göre son bir yıl içinde işgücüne katılan 1 milyon 175 bin kişinin 646 bini erkek, 529 bini kadın. İşgücüne katılım oranları, cinsiyetlere göre değerlendirildiğinde, Şubat 2018 itibariyle, işgücüne dâhil olan 31 milyon 520 bin kişinin 21 milyon 377 bini erkek, 10 milyon 142 bini kadın.
İşgücüne katılan kadın sayısı erkeklerin yarısından daha az. Mevsim etkilerinden arındırılmamış temel işgücü göstergelerine göre, 15 ve üzeri yaştaki erkeklerin işgücüne katılım oranı % 71,5, kadınların % 33,3.
Dünya Sıralamasında ‘’Zirve’’!
Ülkemizde OECD’ye göre daha fazla öğrenci eğitimini yarıda bırakıyor. 18 yaş düzeyinde ortaöğretim ve yükseköğretime katılım oranı yüzde 46. OECD’de bu ortalama yüzde 76’ya yükselirken, Türkiye bu oranla 35 üye ülke içerisinde son sıralara yerleşiyor. Ayrıca çoğu OECD ülkesinde eğitimini yarıda bırakanların yaşları 17-18 olsa da Türkiye’de bu 14’e kadar düşüyor. Öte yandan yükseköğretime katılan öğrenci oranı 25-34 yaş grubunda 2000-2016 arasında yüzde 22 artarak 30 oldu. OECD ortalaması ise yüzde 17. 
Türkiye’de Kız Öğrencilerin Eğitime Katılımı OECD Sıralamasının Sonlarında!
Raporda, Türkiye’de kadınların sadece yüzde 50’sinin üniversite eğitimini tamamlayarak standart bir diploma alabildiği açıklandı. Bu oran, OECD’nin ortalamasında ise yüzde 58.
Türkiye, Çocuklar Arası Fırsat Eşitliği Sıralamasında Son Sırada!   
UNICEF’ in, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü üyesi 41 ülkede çocuklar arasındaki fırsat eşitsizliğini incelediği raporda Türkiye İsrail’le birlikte son sırada yer alıyor.
Toplumsal cinsiyet kalıplarını yıkmada önemli bir yere sahip olan eğitim sisteminin demokratikleşmesi ve cinsiyetçilikten arındırılması biz eğitim emekçilerinin mücadele hedefleri arasında olduğunu bir kez daha belirtiyoruz.
Toplumun bütün bireylerinin, temel insan hakları ve özgürlükleri doğrultusunda, herkesin kendi anadilinde, cins ayrımcı olmayan, eşit demokratik, laik, bilimsel, parasız ve kamusal nitelikli eğitim hakkı için mücadeleye devam ediyoruz.

KESK Ankara Şubeler Platformu olarak, İzmir’de yaşayan Tüm Bel- Sen 1 No’lu Şube Başkanı Çağdaş Yazıcı ile Eylem Yazıcı’nın kızları Öykü Arin’e ve tüm lösemili çocuklara umut olmak, kök hücre bağışı konusunda farkındalığı artırmak için Kızılay Meydanı’nda yer alan Kızılay  Kan Birimi(otobüs) önünde  02 Ocak 2019 Çarşamba günü saat 12.30’da buluşarak kan bağışı yapacağız. Tüm üye ve dostlarımızı bağışta bulunmaya çağırıyoruz.
 

AFİŞLER