15   Aralık
2017

SEÇMELER

Grid List

0
0
0
s2sdefault
powered by social2s

İstanbul Eyüp’te oğullarının zorunlu din dersinden muaf tutulmasını isteyen Gül çifti, İdare Mahkemesi’nde açtıkları davayı kazandı.

Çocuklarını zorunlu din dersinden muaf tutulmasını isteyen veliler hukuki mücadelesini sürdürüyor. Son olarak Günel ve Cemal Gül çifti, zorunlu din dersine ilişkin Milli Eğitim Müdürlüğü’nün kararına karşı açtıkları İdare Mahkemesi’nde açtıkları davayı kazandı.
İstanbul’un Eyüp ilçesindeki Serdar Aksun İlkokulu dördüncü sınıf öğrencisi oğullarının zorunlu din dersinden muaf tutulmasını isteyen Günel ve Cemal Gül çifti, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne dilekçe verdi. Eyüp İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, anne-babanın talebini reddetti. Bunun üzerine Gül çifti, konuyu idare mahkemesine götürdü. İstanbul 2. İdare Mahkemesi, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün ret işlemini hukuka aykırı bularak, iptal etti.
RET KARARI HUKUKA AYKIRI BULUNDU
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa’nın 24’üncü maddesi ile İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin 9. maddesinin hatırlatıldığı kararda, “T.C. uyruklu Hıristiyan ve Musevi dinlerine mensup öğrencilerin, zorunlu olan Din Kültürü ve Ahlak öğretimi dersinden muaf tutulacakları belirtilmiştir. Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulunun aldığı bu kararla ilk ve ortaöğretim okullarında İslam dini öğretimine yönelik olarak okutulan din kültürü ve ahlak öğretimi dersinden, İslam dinine mensup olmayanların muaf tutulmasının amaçlandığı anlaşıldığından, herhangi bir dine mensup olmayan kişilerin velisi oldukları çocukların da bu muafiyet kapsamında değerlendirilmesinin yukarıda yazılı yasal düzenlemelere ve bu düzenlemelerin amacına uygun olacağı açıktır” denildi.
Mahkemenin kararında şu ifadelere yer verildi:
“Bu durumda, din eğitim ve öğretiminin ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlı olduğu anlaşılmakla birlikte, okulda zorunlu olarak okutulan din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin dini ve felsefi inançlarına (ya da inançsızlıklarına) uygun olmadığını belirten davacının kanuni temsilcisinin herhangi bir din mensubu ya da ateist (tanrı tanımaz) olduklarına bakılmaksızın, temel hak ve hürriyetlerden olan dini inanç özgürlüğünün uygulanması kapsamında davacının zorunlu sayılan din kültürü ve ahlak öğretimi dersinden muaf tutulması gerektiği sonucuna varıldığından, bu istemin reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.”

EVRENSEL

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından geçtiğimiz 9 Haziran 2017 tarihinde resmi gazetede yayınlanan ‘Öğretmen Strateji Belgesi’nde yer alan ‘Öğretmenlik Mesleği Genel Yeterlikleri’ yayınlanmış ve kamuoyu ile paylaşılmıştır. MEB, her ne kadar öğretmenlerin ‘yalnızca eğitim ve öğretim işini gerçekleştiren teknik elemanlar’ değil, ‘öğrencilere ve topluma rol model olacak insanlar olarak görüldüğünü’ belirtse de, açıklanan metnin tamamına bakıldığında, bakanlığın öğretmen yeterliklerini belirlerken tıpkı bir ‘şirket yönetimi’ gibi davrandığını, öğretmenlik mesleğinin tamamen piyasacı ve rekabetçi bir mantıkla ele aldığını görmek mümkündür.
MEB tarafından belirlenen ‘Öğretmenlik Mesleği Genel Yeterliklerinin öğretmenlerin kendi yetkinlik düzeylerini belirlemelerinde, öğretim programlarının düzenlenmesinde, öğretmenlerin mesleğe kabul ve adaylık süreçlerinde, mesleki gelişim ihtiyaçlarının tespit edilmesinde, öğretmenlerin ‘bireysel performansları’nın değerlendirilmesinde, kariyerlerini geliştirmelerinde ve öğretmenlik mesleğinin statüsünün güçlendirilmesi çalışmalarında dikkate alınacak temel referans metni olacağı ifade edilmektedir. Ayrıca üniversitelerin öğretmen yetiştirmeye yönelik programlarında zorunlu ve seçmeli dersler ile ders içeriklerinin belirlenmesinde, derslerde kullanılacak materyallerin tasarımında, öğrenme ortamlarının düzenlenmesinde, fakülte-okul iş birliğinin sağlanmasında, öğretmen yetiştirme süreçlerinin planlanmasında öğretmen yeterliklerinin yol gösterici olması hedeflenmektedir.
Öğretmen yetiştirme ve atama sistemini ‘Performans’, ‘Rekabet’, ‘Verimlilik’, ‘Kariyer’, ‘Kalite’ vb gibi piyasacı kavramlar üzerinden oluşturmak isteyen MEB’in piyasada faaliyet yürüten bir ticari işletme gibi hareket ederek ‘İnsan Kaynakları Yönetimi’ anlayışını referans alan mevcut zihniyetiyle ne öğretmenlerin, ne de eğitimin niteliğini yükseltmesi mümkün değildir.
Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO’ya göre Türkiye, öğretmenlerin ders içeriğine karar vermede (öğretmen özerkliğinde) en az söz sahibi olduğu ülkelerin başında gelmektedir. Bu durum Türkiye’de öğretmenlerin niteliksel gelişiminin önündeki en temel engellerden birisidir. Öğretmenler, kendilerine verilen bilgi ve talimatları öğrencilere olduğu gibi aktaran mekanik birer ‘bilgi aktarıcısı’ ya da iktidarın ‘milli ve manevi hassasiyetlerine’ göre hareket eden ‘robotlar’ değildir. MEB’in öğretmen yetiştirme sürecinden, öğretmen atamalarına, öğretmenlerin mesleki gelişim süreçlerinden, hizmet içi eğitim çalışmalarına kadar hemen her adımda hayata geçirdiği yanlış politikalar nedeniyle Türkiye’de eğitimin niteliği ciddi anlamda bozulmuştur.
Öğretmenlerin gelişimi ve mesleki yeterliliklerinin sağlanmasının temel koşulu, onların yaptıkları işi anlamlı bulmalarına, mesleki özerkliğe sahip olmalarına, okul ikliminin sağlıklı, özgür ve demokratik olmasına bağlıdır. Bu temel özelliklerin olmadığı bir ortamda, eğitime ilişkin her soruna eğitim biliminin değil, iktidarın siyasal ideolojik ihtiyaçları doğrultusunda yaklaşan bir anlayışla öğretmenlerin ve eğitimin niteliğinin artmasını beklemek mümkün değildir.
Öğretmen yeterliliklerinde bilimsel, objektif ve evrensel standartlar yerine, öğretmenleri her açıdan baskı altına alacak olan ‘Performans değerlendirme’ uygulamalarının benimsenmesindeki ısrar, MEB’in asıl niyetinin ‘üzüm yemek’ değil, ‘bağcıyı dövmek’ olduğunu göstermektedir. Öğretmenlerin mesleki yeterliliklerini arttırmak için piyasacı yöntemleri hayata geçirmek, onları objektifliği tartışılır sınavlar, değerlendirmeler ve testlere tabi tutmak, ağır performans baskısı altında angarya çalışmaya yönlendirmek kabul edilemez.
Öğretmenlik mesleğinin tarihte hiç olmadığı kadar değersizleştiği/değersizleştirildiği, mesleki itibarımızın ayaklar altına alındığı bir dönemde, Türkiye’nin dört bir yanında fedakârca görev yapan 900 bini aşkın öğretmenin yaşadığı mesleki, ekonomik ve sosyal sorunlarını görmezden gelerek ‘masa başında’ ve tamamen piyasacı mantıkla hazırlanmış ‘performans değerlendirme ölçütleri’ üzerinden ne öğretmenlerin ne de eğitimin niteliğini arttırmak mümkün değildir.
Öğretmen; insansal değerleri gelişmiş, topluma önderlik eden, bilimsel düşünen, toplumsal ve siyasal olarak etkin, insan ilişkilerinde uzmanlaşmış, sorun çözmeye yatkın, öğrencilerin sosyal ve kültürel durumlarını kavrayan, var olan eşitsizlikleri sorgulayan ve sorgulatan, alanında uzmanlaşmış kişiler olmalıdır. MEB, gerçek anlamda öğretmenlerin niteliklerini arttırmayı hedefliyorsa, öncelikle öğretmenlik mesleğini itibarsızlaştıran, öğretmenliği herkesin yapabileceği ‘teknik bir iş’ haline getiren yanlış politika ve uygulamalarına son vermelidir.
Gündeme getirdiği her düzenleme ve uygulamayla eğitim sistemini kaosa sürükleyen, öğretmenleri, öğrencileri ve velileri attığı her adımda mutsuz eden MEB’in, emeğimizi değersizleştiren, mesleki itibarımızı ayaklar altına alan politika ve uygulamalardan vazgeçmedikçe, Türkiye’de öğretmenlerin ve eğitimin niteliğini arttırmak mümkün görünmemektedir.

0
0
0
s2sdefault
powered by social2s
25 Kasım 1960′ da Dominik Cumhuriyeti’nde diktatörlüğe karşı demokrasi ve özgürlük mücadelesi yürüten Mirabel Kız kardeşler dikatatör Trujillo’ nun askerleri tarafından tecavüz edilerek vahşice katledildiler. Erkek-Devlet şiddetine karşı mücadelenin simgesi olan ve ”Kelebekler” adıyla efsaneleşen üç kız kardeşin öyküsü bugün tüm dünyada adeta kelebekçesine kanat çırparak özgürlüğe uçmayı sürdüren milyonlarca kadının mücadelesine ışık tutuyor.

Kadınlar dünyanın dört bir yanında; toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, ataerkil toplumsal şiddete, aile içi şiddete, gericiliğe, savaşa, militarizme, ırkçılığa ve faşizme karşı; kadın dayanışmasını örüyor, seslerini yükseltiyorlar.

ERKEK ŞİDDETİ HER YERDE, O HALDE ŞİDDETE DUR DİYORUZ !
Bianet’in verilerine göre; 2017 yılının ilk on ayında en az 242 kadın ve kız çocuğu erkekler tarafından katledildi, 77 kadın tecavüze uğradı. 207 kadın taciz edildi, 286 kız çocuğu cinsel istismara maruz kaldı. Basına yansıyan vakalar sonucu oluşturulmuş bu sayıların gerçekte çok daha fazla olduğunu biliyoruz.

Her güne en az iki kadın cinayeti düşüyorken iyi hal, haksız tahrik gibi cezai indirimler uygulanmaya devam ediyor. Eril yargının uyguladığı cezasızlık politikası taciz ve tecavüzün artmasına neden oluyor. Bizzat siyasal iktidar tarafından üretilen ve pompalanan cinsiyetçi söylemler kadınların sokakta, otobüste, metroda tanımadığı erkeler tarafından kıyafetleri bahane edilerek fiziksel şiddete maruz kalmalarına dayanak oluyor.
İçeride ve dışarıda yürütülen savaş politikası, kutuplaştıran, ayrımcılığı körükleyen söylem ve uygulamalar kadın bedeni üzerinden yürütülmekte, kadına yönelik sistematik erkek-devlet şiddetini arttırmakta, barıştan yana tavır koyan kadınların meşru mücadelesi kriminalize edilerek, keyfi gözaltı ve tutuklamaların bahanesi haline getirilmektedir.

KHK’LER KADIN KAZANIMLARINI HEDEF ALIYOR!
O HALDE HAKLARIMIZA SAHİP ÇIKIYORUZ!
AKP’nin 15 yıl boyunca kadını değil aileyi korumayı önceleyen politikaları kadının adının bakanlık başta olmak üzere pek çok yerden çıkarılmasıyla sonuçlandı. Kadını birey olarak görmeyen, fıtratını eşitsizlik olarak niteleyen, tek tip yaşam biçimini dayatan söylem ve pratikler, ilan edilen OHAL ve KHK’ler eliyle meşru kılınmak isteniyor. Bugüne kadar çıkarılan 28 KHK ile 21 bin 409 kadın kamudan ihraç edildi. 1409 kadın akademisyen işinden edildi. On binlerce kadın emekçi adli idari soruşturmalara ve cezalara maruz kaldı. 91 belediyeye kayyım atandı.
Kayyımların ilk icraati kadın birimlerini kapatmak oldu. Belediye eş başkanları, kadın milletvekilleri, kadın insan hakları aktivistleri, kadın gazeteciler ve sendikacılar tutuklandı. KHK ile 11 kadın derneği ve 1 çocuk derneği kapatıldı.
Eğitim Sen üyemiz Nuriye Gülmen’in ”işimi ekmeğimi geri istiyorum” diyerek başlattığı açlık grevi hayati açıdan oldukça kritik bir aşamaya gelmiştir. Buna rağmen bulunduğu Ankara Numune Eğitim Ve Araştırma Hastanesi mahkum koğuşunda sağlıksız koşullarda ve zorla tutulmaya devam etmektedir. Buradan bir kez daha Nuriye Gülmen’in tutukluğuna son verilmesini, Nuriye Ve Semih başta olmak üzere ihraç edilen tüm emekçilerin görevlerine iade edilmesini talep ediyoruz.
KADIN DÜŞMANI YASALAR, FETVALAR HAYATIMIZI KUŞATIYOR.
O HALDE GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ!
Yeni rejimi kadın emeği, bedeni ve kimliği üzerinden kurma çabası biz kadınlara mutlak itaati dayatıyor. Toplumsal yaşamı baştan aşağı dinselleştirerek kadını kamusal alanlardan uzaklaştıran, sosyal politikaları diyanet eliyle dizayn eden, laik-seküler yaşamı yok eden ve kadın kazanımlarını hedef alan düzenlemeler, kadınların rızası olmadan zorla yasalaştırılıyor. Sürekli olarak kadınların nasıl yaşayacağına dair fetvalar yayınlayan müftülere resmi nikah kıyma yetkisi verilmesi, cinsel istismarda rıza yaşını 12’ye düşüren düzenlemeler, boşanmaları engelleyen arabuluculuk uygulaması, müfredat değişikliği başta olmak üzere eğitimin dinselleştirilmesi politikaları ve daha pek çok örnek, AKP’ nin yasalar eliyle kadınlara dayattığı yaşamın sınırlarını çok net ortaya koyuyor.

Kadınları söz, yetki ve karar mekanizmalarından dışlayan, toplumdan soyutlayan uygulamalara karşı biz kadınlar tüm renklerimizle, bulunduğumuz her yerde sesimizi yükseltmeye, isyanımızı büyütmeye, buyurduğunuz itaati reddetmeye ve düşlerini kurduğumuz eşit ve özgür yaşamın gerçekleşmesi için mücadeleye kararlılıkla devam edeceğiz.

GÜVENCESİZLİK, GELECEKSİZLİKTİR
O HALDE GELECEĞİMİZE VE İŞ GÜVENCEMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ!
Neoliberal politikalar aracılığıyla emeğimiz esneklik formülüyle yeniden dizayn edilerek daha fazla sömürülmek isteniyor. Hükümet, orta vadeli istihdam strateji belgelerinde sunduğu biçimiyle; aile ve iş yaşamını uyumlaştırma projeleri çerçevesinde yarı zamanlı, belli süreli çalışma, tele çalışma, uzaktan çalışma gibi modellerle kadın emeğini güvencesizleştiriyor. Özel istihdam büroları aracılığıyla kadınları kölelik şartlarında örgütsüz, güvencesiz bırakmayı, esnek çalışmayı yaygınlaştırarak çocuk, yaşlı ve engelli bakımını kadına yüklemeyi ve kadın emeğini ucuzlatarak, zaman içinde kadınları ücretli-güvenceli istihdamdan uzaklaştırmayı hedefliyor.

Biz kadınlar, 15 yıllık iktidar karnesi kadın düşmanı örneklerle dolup taşan AKP’nin OHAL ve KHK’ler eliyle oluşturmaya çalıştığı cinsiyetçi faşist rejime izin vermeyeceğiz.
DÜŞLERİMİZİN PEŞİNDEYİZ
*Kadın cinayetlerini durdurmak için
* Tacize ve tecavüze, haksız tahrik indirimine son vermek için
* AKP’nin kadın düşmanı politikalarına dur demek için
* Güvencesiz, kayıt dışı, kölece çalışmaya hayır demek için
* Nefret suçlarına dur demek için
* OHAL’in son bulması için
* Laik-seküler yaşamı savunmak için
* Savaşa karşı onurlu bir barış inşa etmek için
* Emeğimiz, Bedenimiz , Kimliğimiz Bizimdir demek için ,
Haklarımızı ve hayatlarımızı elimizden almak isteyenlerden” DÜŞ PEŞİNE” diyerek hesap sormaya devam edeceğiz.
JİN,JİYAN,AZADİ
KADIN YAŞAM ÖZGÜRLÜK!
YAŞASIN KADINLARIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELESİ!

0
0
0
s2sdefault
powered by social2s
Şubemiz tarafından düzenlenen işyeri gezileri her hafta Çarşamba ve Cuma günleri sürüyor.

AFİŞLER

Hava Durumu

Ankara
Turkey
4 °C Clear (night)
Yahoo! Weather