16   Ocak
2018

0
0
0
s2sdefault
powered by social2s
Yıllardır okullarda yaşanan şiddet olayları, kavgalar, çeteleşmenin gittikçe büyüyen bir tehdit haline gelmesi karşısında bugüne kadar gerekli adımları atmayıp, okullarda yaşanan şiddet olaylarına kayıtsız kalanlar, bir meslektaşımızın daha öğrencisi tarafından şiddete uğraması sonucunda hayatını kaybetmesine neden olmuşlardır. Son olarak İzmir Ödemiş Kaymakçı Çok Programlı Anadolu Lisesi Müdürü Ayhan Kökmen, veli toplantısı öncesi iki öğrencisi tarafından silahla vurularak hayatını kaybetmiştir. Meslektaşımızın ölümüne neden olan, tüm eleştiri ve uyarılarımıza rağmen eğitimde yaşanan sorunlara ve şiddet olaylarına seyirci kalan, öğretmenlik mesleğini itibarsızlaştıran politikalardır.

Okullarda yaşanan çeteleşme ve eğitim kurumlarının benimsenen yanlış politikalar nedeniyle şiddet yuvası haline gelmesinin bedelini bugüne kadar kimi zaman öğrenciler, kimi zaman eğitim emekçileri hayatlarını kaybederek ödemişlerdir.
Öncelikle kabul etmek gerekir ki, okullarımızın birer şiddet yuvası haline gelmesinde, öğretmenlik mesleğini rencide eden yaklaşım ve açıklamaların, her fırsatta şiddet ve nefret dilini kullanan siyasetçilerin ciddi bir katkısı ve sorumluluğu vardır. Toplum olarak hayatımızın her aşamasında evde, sokakta, iş yerlerinde sık sık karşı karşıya kaldığımız şiddet olgusu, okullarımızı da çepeçevre kuşatmış, eğitim emekçilerini şiddetin hedefi haline getirerek, ölümle sonuçlanan ağır sonuçların ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Okullarda yaşanan şiddetin toplumsal nedenleri göz ardı edilemez. Özellikle son yıllarda toplumdaki gelir adaletsizliğinin ve yoksullaşma oranının artması; halkın gelecek kaygısı ve gençler arasında sisteme dönük güvenin aşınması; kültürel yozlaşma ve yabancılaşma; yazılı ve görsel medyanın şiddet unsurları içeren programlarındaki artışlar, sadece okulları değil, yaşamın bütün alanlarında yaşanan şiddeti sürekli olarak yeniden üretmektedir.
Okullarda yaşanan şiddetin ve öğretmenlere yönelik saldırıların önlenebilmesi, öncelikle her fırsatta öğretmenleri, eğitim ve bilim emekçilerini, hedef haline getiren politika ve uygulamalara son verilmesinden geçmektedir. Türkiye’nin her yerinde okullarda birbirine benzer şiddet olaylarının yaşanması, şiddetin arkasındaki nedenlerin ortaya çıkarılmasını, eğitim kurumlarında öğrenci ve öğretmenlerin can güvenliğinin sağlanmasını gerektirmektedir.
Okulda şiddet sorununu çözmek, günü birlik müdahalelerle değil, uzun vadeli eğitim politikalarıyla mümkündür. Bunun için başta öğrenci ve eğitim emekçileri olmak üzere, eğitimin tüm bileşenlerine yönelik olarak kültürel, sosyal yönden tatmin edecek çalışmaların hızlı bir biçimde gerçekleştirilmesi şarttır. Okullarda rehberlik hizmetlerinin işletilmesi ve buralardaki yetersiz personel sayılarının giderilmesi gerekirken, MEB’in rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerine yönelik düzenlemelerinin olumsuz sonuçlarının görülmeye başlanması dikkat çekicidir.
Okulda şiddetin önüne geçebilmek için öğretmen, öğrenci ve velilerin eğitimi önem kazanmaktadır. Çünkü gençliği anlama, algılama, sorunlarına çözüm üretebilmek ve bu alandaki yetenekleri açığa çıkarmak için eğitimin ne kadar önemli olduğu ortadadır. Okul içinde özel güvenlik birimleri veya okul çevresine polis yığarak sorunu kolluk kuvvetleri ile çözmek sorunu başka yerlere havale etmekten başka bir işe yaramayacaktır.
Eğitim Sen olarak, okullarda yaşanan şiddet olaylarının önüne geçebilmek için, ilgili tüm kesimleri sorumlu davranmaya çağırıyoruz. Sendikalar, eğitim örgütleri, öğrenci ve velilerle birlikte herkes, okullarda şiddeti azaltmak için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli ve acilen bir eylem planı hazırlanmaldır. Bu noktada, şiddetin hiçbir biçiminin toplumda kabul görmediğinin vurgulanması önemlidir.
Eğitim emekçilerinin, öğrencilerin ve velilerin arkalarında toplumun ve eğitim örgütlerinin desteğini hissetmeye ihtiyaçları vardır. Her okulun şiddetle mücadele etmek için alınması gereken somut önlemleri, ne yapılacağını ve nasıl önleneceğini gösteren bir eylem planı olmalıdır.
 
Sorunun Çözümüne Yönelik Önerilerimiz
  • Okulda şiddet, erişkinlerin tepkisel yaşamının en açık bir şekilde görünen şekillerinden birisidir. Çocuk ve gençlerin hem şiddetin uygulayıcısı, hem de şiddetin mağduru olduğuna dikkat edilmelidir. Bu nedenle okullarda yaşanan şiddet olayları hem psikolojik, hem de sosyolojik bir sorun olarak ele alınmalıdır.
  • Saldırgan çocukların aileleri üzerine yapılan akademik çalışmalarda en çok dikkati çeken özelliklerden biri de babaların annelere ağır bir şekilde fiziksel şiddet uygulamalarıdır. Bu da şiddeti beslemektedir. Çocuklar şiddet uygulayan ebeveynlerini model aldıklarından dolayı, onları taklit etmektedirler. Çocuk yaşlardaki taklitler, gençlik ve yetişkinlik dönemlerinde gerçek davranışlar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan, aile içi şiddetin önüne geçecek mekanizmalar oluşturulmalı, aile ve çocuk eğitim kurumları geliştirilerek yaygınlaştırılmalıdır. Ayrıca davranış bozuklukları sergileyen çocuklar, psikolojik destek almalı, bu noktada devlet gerekli maddi olanakları seferber etmelidir.
  • Okulda şiddetin önlenebilmesi için, sorun fark edildiğinde gecikmeksizin müdahalenin yapılması gerekmektedir. Müdahalenin yöntemi önemlidir. Temel amaç sorunu anlamak ve en etkin müdahale yöntemini uygulamaktır. Korkutma, bastırma, ayıplamanın uzun vadede çözüm olmadığı bilinmektedir.
  • Öğrenciler arasında alkol ve uyuşturucu kullanımının yaygınlaşması da şiddet olaylarını arttırmaktadır. Zararlı alışkanlıklar öğrencilerin muhakemelerini olumsuz yönde etkilemektedir.
  • Okulda şiddetin önlenmesinde rehberlik uzmanlarının rolü önemlidir. Rehberlik uzmanı ile sorunlu öğrencilerin yapıcı görüşmeleri, öğrencilerin yaşam tarzlarının değişmesinde önemli bir rol oynayabilir. Rehberlik hizmetlerinin önemsenmesi ve yaygınlaştırılması şiddet sorunun çözümünde önemli bir adım olacaktır.
  • Erken uyarı işaretlerini bilmek ve potansiyel şiddet oluşturacak davranışları fark etmek ve bu işaretleri gösteren çocukları teşhis etmek gerekir. Bu süreçte, mutlaka krize müdahale planı yapılmalı, ani gelen travmalara karşı nasıl davranılması, şiddet davranışı karşısında neler yapılması gerektiği bu planda bulunmalıdır.
  • Çocuklarımızın içinde bulundukları toplumsal çevreye özen gösterilmeli, davranış bozukluğunun kökeninde toplumsal çevrenin nasıl bir rol oynandığı irdelenmelidir. İçinde bulunulan çevre suç işlemeye itiyorsa, çevre değiştirilmelidir.
  • Kimsesiz ve korumasız çocuklar, devlet tarafından koruma altına alınmalı ve çocuk ıslah evleri birer cezaevi olmaktan çıkarılıp eğitim ve öğretim kurumlarına dönüştürülmelidir.
  • Göç, planlı kentleşme ve nüfus planlamasına dönük olarak, sürekliliği olan ve sağlıklı işleyen eğitim ve bilgilendirme mekanizması oluşturulmalı, göç eden ailelerin çocuklarının yeni toplumsal çevrelerine uyum sağlamaları için gerekli psikolojik destek sağlanmalıdır.
  • Öğretmenlerimizin topluma yansıyan şiddet dalgasının geriletilmesinde önemli bir rolleri vardır. Bu bakımdan, okulları esir alan şiddet ve çeteleşme olgusunun önüne geçmek için eğitim-öğretim kurumlarında suç ve ceza kavramı üzerine bilgilendirici, eğitici, açıklayıcı etkinlikler düzenlenmelidir.
Eğitim emekçilerin yoğun baskı ve tehditlerle karşı karşıya bırakılarak sindirildiği, iş güvencelerinin elinden alınmak istendiği, eğitim hizmetlerinin piyasacı bir anlayışla yürütüldüğü, öğrenci öğretmen ilişkisinin giderek bozulmaya başladığı bir ülkede okullarda yaşanan şiddet olaylarının ölümlerle sonuçlanmaya başlamış olması son derece önemli bir gelişme olarak değerlendirilmelidir.
Okullarımızda yaşanan şiddetin son bulması için acilen gerekli adımlar atılmalı, hiç kimse şiddetin uygulayıcısı ya da hedefi haline getirilmemelidir. Bu konuda somut ve kalıcı çözümler üretilmesi ve okullarda yaşanan şiddetin önlenmesi için başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere, bütün yetkilileri acilen harekete geçmeye çağırıyoruz.
Eğitim Sen olarak, eğitim emekçilerine yönelen her türlü şiddeti kınıyor, öğrencilerinin saldırısı sonucu yaşamını yitiren, Ödemiş Kaymakçı Çok Programlı Anadolu Lisesi Müdürü Ayhan Kökmen arkadaşımızın ailesine, çalışma arkadaşlarına ve tüm eğitim camiasına başsağlığı diliyoruz.

0
0
0
s2sdefault
powered by social2s
Bugün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilişinin 69. yılı kutlanırken, Türkiye en temel insan hak ve özgürlükleri konusunda ülke tarihinin en karanlık günlerini yaşamaktadır.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilişinin 69. yıldönümünde, insan hak ve özgürlükleri açısından bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de ciddi bir geriye gidiş yaşanmaktadır. İktidarın, özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında attığı hukuk dışı adımlar, darbe girişiminin ardından en temel hak ve özgürlüklere getirilen yasaklamalar sürmektedir.
İktidarlar, gücünü önceden belirlenen kurallar ve yasalardan almak zorundadır. Ancak yasaların, kuralların olması, temel hak ve özgürlüklerin yasalarda yazılı olması tek başına yeterli değildir. Yasalara ya da kurallara uyulması ve onların çizdiği sınırlar içinde hareket edilmesi başta iktidar olmak üzere, herkesin öncelikli sorumluluğu olmak zorundadır.
15 Temmuz darbe girişimi ardından ilan edilen OHAL uygulaması ve çıkarılan KHK’ler sonucu farklı boyutlarda ağır hak ihlalleri yaşanmıştır. 15 Temmuz 2016 sonrasında ilan edilen olağanüstü hal ve art arda çıkarılan KHK’lerin de etkisiyle karanlık bir insan hakları tablosu ortaya çıkmıştır. KHK’ler ile hukuksuz bir şekilde 100 bini aşkın kamu emekçisi savunmaları bile alınmadan işten atılmış, hiçbir yerde çalışma hakkı tanınmamış, sosyal haklarına ve mülklerine el koyulmuş, keyfi olarak gözaltına alınmış, tutuklanmış, işkence görmüş, her türlü hukuki koruma ve savunma haklarından yoksun bırakılarak, İnsan Hakları Evrensel bildirgesine konu olan pek çok konuda ciddi mağduriyetler yaşanmıştır.
İktidarın kendisini mahkemelerin yerine koyarak ihraç edilen ya da açığa alınan kamu görevlileri için ‘bir daha geri dönmemek üzere kamu görevinden çıkarma’ kararı vermesi, işletilmeyen bir hukuk süreci üzerinden ihraç edilenlerin ‘çalışma hakkı’ ve ‘yaşam hakkı’ nın hedef alındığını göstermiştir.
15 Temmuz darbe girişimi sonrasında tamamen hukuk dışı gerekçelerle kamuda yaşanan ihraçlar, en temel sendikal hakların, demokratik eylemlerin suç olarak değerlendirilmesi, milletvekilleri, belediye başkanı ve muhalif gazetecilerin tutuklanması, kısacası iktidarın çizgisinde olmayan tüm kişi ve kurumların hedef haline getirilmesi, Türkiye’nin insan hakları karnesini hiç olmadığı kadar karanlık hale getirmiş, aileleri ile birlikte 1,5 milyonu aşkın insanın temel haklarını yok sayan olağanüstü yönetim anlayışı, toplumun belli kesimlerine yönelik hukuk dışı adımlarla birlikte açık bir ‘siyasal infaz’ haline gelmiştir.
Türkiye, Evrensel Bildirgeyi kabul edilişinden bir yıl sonra metni imzalamasına rağmen, bildirgede yer alan temel hak ve özgürlüklerin sadece metin üzerinde kaldığı açıktır. OHAL sonrasında yaşanan hukuksuz ihraçlar ve açığa almalar, düşünce, ifade ve basın özgürlüğünün ortadan kaldırılması, halkın haber alma hakkına yönelik sansür girişimleri, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin keyfi olarak yasaklanması, sendikal eylemlerin engellenmesi ve suç kapsamına alma girişimleri gibi geniş bir alanda yaşanan hak ihlalleri nedeniyle, Türkiye tarihinin en karanlık dönemini yaşamaktadır.
Eğitim Sen olarak, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü vesilesiyle, dünyada ve Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlallerinin son bulması, hukuksuz şekilde ihraç edilen ve açığa alınan tüm kamu emekçilerinin en kısa sürede işlerine geri dönmesi için mücadelemizi kesintisiz sürdüreceğimizi belirtiyor, toplumun tüm kesimlerini haklarına, özgürlüklerine ve geleceklerine sahip çıkmaya çağırıyoruz.

0
0
0
s2sdefault
powered by social2s

Şırnak’taki maden ocağında dün akşam saatlerinde meydana gelen iş göçük nedeniyle ne yazık ki 7 işçi yaşamını yitirmiş, 1 işçi ise yaralanmıştır.

Ne tesadüftür ki aynı gün, 301 işçinin yaşamını yitirmesine neden Soma katliamı için yürütülen davada tutuklu yargılanan vardiya amirinin tahliye edilmesi kararı verildi.

Denetlenmeyen, kaçak çalışan, işletmecilerin kar hırsına ter edilen madenlerde işçilerin payına düşen tek şey, ekmek parası uğruna pamuk ipliğine bağlı yaşamlar olmaktadır.

Eğitim Sen olarak belirtmek isteriz ki, böylesi içimizi yakan olaylar birer kaza değil, iş cinayetidir. Bu iş cinayetlerinin engellenmesinin yolu ise sadece işletmecilerin değil, bu çalışma düzenine ve bu sömürüye göz yuman, bu düzenin böyle devam etmesi için politika üreten herkesin yargılanmasından ve kamu vicdanında mahkum edilmesinden geçmektedir.

Yaşamını yitirenlerin ailelerine ve yakınlarına başsağlığı diler, bu faciadan yaralı kurtulan işçi arkadaşımıza acil şifalar dileriz.

0
0
0
s2sdefault
powered by social2s
Kanal D’de Ocak ayında yayımlanan Beyaz Show’a Diyarbakır’dan telefonla bağlanan Ayşe Çelik öğretmen, sokağa çıkma yasaklarının sürdüğü bölgede yaşananlara dikkati çekmiş “Ülkenin doğusunda yaşananların farkında mısınız? Burada yaşananlar ekranlarda çok farklı aktarılıyor. Sessiz kalmayın. İnsan olarak biraz daha hassasiyetle yaklaşın. Görün, duyun ve artık bize el verin. Yazık; insanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın!” diye feryat etmişti.

Ayşe Öğretmen’in canlı yayına bağlanarak, sadece bölgede yaşanan gerçeklere dikkat çekmesi ve medyanın haberleri doğru ve tarafsız vermesini istemesini hazmedemeyenler, geçmişte örneklerine sıkça rastladığımız gibi, savaş çığırtkanlığı üzerinden bir linç kampanyası başlatılmıştır.
Her gün kadınların sokakta, evde darp edenleri, çocuk istismarcılarını, kadına şiddet uygulayanları ve kadın katillerinin özgürce gezdiği ülkede, demokratik hakkını kullanarak insan olmanın gereği olarak duygularını dile getiren Ayşe Öğretmen’e ‘örgüt propagandası’ yapmak gerekçesi ile 1yıl 3 ay ceza verilmiştir. ‘Oluk oluk kan akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız’ diyen zihniyet dışarda çocuklar ölmesin diyen Ayşe Öğretmen’e ise ceza. Herkesin bildiği ama itiraf etmekten çekindiği gerçeklere dikkat çektiği için Ayşe Öğretmen çocuğunu cezaevinde dünyaya getirecektir. Yargı verdiği bu kararla çocukların ölmesini onaylamıştır. Mevcut yargı sistemi, tarihte kara bir leke olarak yerini alacaktır.
Eğitim sen olarak, okulları çocuk istismarcısı Ensar’a teslim edenler ödüllendirilirken çocuklar ölmesin diyen Ayşe Öğretmen’e verilen cezayı kınıyoruz.

0
0
0
s2sdefault
powered by social2s

Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, Genel Mali Sekreter Ahmet KARAGÖZ ve Şube Yürütme Kurulu olarak Aladağ’daki Yurt Yangınına ilişkin Adana Kozan’da görülen davanın duruşmasına katıldık.

Adana Aladağ davasındayız. Aladağlı aileler, Eğitim Sen ve Sosyal Haklar Derneği ile birlikte mahkeme önünde açıklama yaptık.
Avukatlardan Ömer Gökhan Çelik,bugün bir kez daha hukuk talep etmek için burada olduklarını, bugün yaşanılan ölümlerde birincil sorumluluğu olan kamu görevlilerinin mahkemeye çıkacaklarını, aileler ve hayatını kaybeden çocuklar için hukuk mücadelesine devam edeceklerini söyledi.
Eğitim Sen Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, “Türkiye tarihi boyunca görülmemiş boyutlarda köy okulları kapatıldı, taşımalı eğitim yaygınlaştırıldı,devlet yurtları kapatıldı,yeni yurtlar açılmadı,çocuklar bilfiil devlet eliyle cemaat yurtlarına teslim edildi. Devlet yurtlarına,halka ayrılmayan kamusal kaynaklar;cemaatlere peşkeş çekildi. 1989’da 305 kişi olan taşımalı eğitim,şu an 2 milyonun üzerinde… 2 milyonun üzerinde çocuk okul öncesi,ilkokul döneminden itibaren ailesinden uzak her türlü istismara açık ,eğitimci niteliği olmayan kişilerin, cemaatlerin eline teslim edilmeye devam ediyor.
Aladağ davası Türkiye davasıdır. Memleketin her yerinde cemaatlere teslim edilen binlerce çocuğun sessiz çığlığının davasıdır. Karaman’da tecavüze uğrayan,Kulp’ta yanarak hayatını kaybeden, Taşkent’te patlamada hayatını kaybeden, Trabzon’da yatılı Kuran kursunda şiddete, tacize uğrayan binlerce, on binlerce çocuğun sessiz çığlıklarına ses olmasının davasıdır.
Aladağ’daki ailelerin onurlu mücadelesine,memleketin her yerinde öğrencilerimizin sessiz çığlıklarına ses olmaya devam edeceğiz.”

0
0
0
s2sdefault
powered by social2s
Yıllardır ülkenin dört bir yanında fedakarca görev yapan öğretmenlerin önemli bir bölümü, öğretmenlik mesleği açısından uluslararası genel kabullerin simgesi olan 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yaşanan hukuksuz ihraçlar, açığa almalar, soruşturma ve sürgünler gibi anti demokratik uygulamaların gölgesinde karşılıyor.
OHAL döneminde çıkarılan KHK’ler ile 34 bin öğretmenin, kendilerini savunma hakkı bile tanımadan ihraç edilmesi; yüz binlerce eğitim emekçisinin güvencesizlik tehdidi ile karşı karşıya bırakılması; iş güvencemize ve geleceğimize yönelik saldırıların artmasını beraberinde getirmektedir. Bu durum, ülkemizdeki öğretmenlerin 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü diğer ülkelerdeki meslektaşlarına kıyasla daha mutsuz ve karamsar karşılamasına neden olmaktadır.
Türkiye’de eğitim emekçileri, OECD ülkeleri arasında ekonomik, sosyal ve özlük haklar açısından son sıralardadır. Öğretmenlik mesleği ve mesleki idealleri, iktidar eliyle uygulanan bilinçli politikalarla birlikte hızla yozlaştırılmaktadır. Ülkeyi yönetenlerin ve eğitim politikalarına yön verenlerin öğretmenlik mesleğinde yıllar içinde yaşanan nitelik kaybının artmasında en büyük paya sahip oldukları açıktır. Bu nedenle bugün eğitim alanında yaşanan sorunların sorumlusu aranacaksa, esas sorumluların öğretmenlerimiz değil, siyasi iktidar, MEB ve onların sözünden çıkmayanlar olduğu bilinmelidir.
Yaşadığımız tüm olumsuzluklara, işimize, ekmeğimize ve geleceğimize yönelik ağır tehdit ve saldırılara rağmen, kaybedilme noktasına gelen mesleki saygınlığın yeniden kazanılması, öğretmenliğin uluslararası standartlara uygun ve bilimsel bir anlayışla ele alınması ve tüm eğitim emekçilerinin ekonomik, sosyal, mesleki ve özlük sorunlarının çözülmesi gerekmektedir.
Nitelikli eğitimin nitelikli öğretmenle mümkün olduğu gerçeği ortadadır. Bu nedenle öğretmen yetiştirme ve kadrolu istihdam konusundan başlayarak, sadece öğretmenlerin değil, tüm eğitim ve bilim emekçilerinin yaşadığı sorunlara kalıcı çözümler üretilmesi bir zorunluluktur.
Eğitim ve bilim emekçileri açısından 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü, klasik anlamda sadece “kutlanan” bir gün değil, eğitim emekçilerinin uluslararası alanda birlik, dayanışma ve örgütlü mücadelenin simgesi olan evrensel bir gündür. İçinde bulunduğumuz bütün olumsuz koşullara, sendikal faaliyetlerimizi baskı alıntına alma girişimlerine, darbeci zihniyetin eğitime yönelik dayatmacı politikalarına karşı örgütlü mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimiz bilinmelidir.
Eğitim Sen olarak, bizlere dayatılan her türlü haksız ve hukuksuz uygulamanın eğitim ve bilim emekçilerinin birleşik, örgütlü mücadelesiyle kırılabileceğine inanıyor, yaşadığımız tüm baskılara ve olumsuzluklara rağmen öğretmenlerimizin, eğitim ve bilim emekçilerinin 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutluyoruz.

0
0
0
s2sdefault
powered by social2s
Öğretmenlerin Yeri Okuldur, Sınıftır, Öğrencisinin Yanıdır!
Türkiye’nin birçok ilinde öğretmenler, geçici görevlendirmeler aracılığıyla meslekleriyle ilgisi bulunmayan alanlarda görev yapmaktadır.
Söz konusu uygulama nedeniyle kamu zararına neden olunmasının yanı sıra eğitim-öğretimin sağlıklı biçimde yürütülememesi sorunu da karşımıza çıkmaktadır.
Nitekim Milli Eğitim Bakanlığı da 14.08.2017 tarihinde ve 2017/22 sayılı genelgesiyle söz konusu duruma dikkat çekmiş, kimi okullarda öğrencilerin öğretmensiz kaldığı, eğitimde aksamaların yaşandığı ve geçici olarak görevlendirilen öğretmenin yerine ek ders ücreti karşılığında bir başka öğretmenin görevlendirildiği gibi sorunların varlığını tespit etmiştir.
Ayrıca Bakanlık, ilgili genelge ile
  • “Öğretmenler zorunlu olmadıkça öğretmenlik dışındaki işleri yürütmek üzere geçici olarak görevlendirilmeyeceğini”,
  • Zorunlu hallerde de “ihtiyaç ve norm fazlası öğretmenler arasından öncelikle aynı ilçeden, aynı ilçede ihtiyaç ve norm kadro fazlası öğretmenin bulunmaması halinde il içinden ihtiyaç ve norm kadro fazlası öğretmenler arasından yapılmasını” düzenlemiştir.
Ancak uygulamalara bakıldığında öğretmen kadrosunda olmasına rağmen
  • İl Milli Eğitim Müdürlüklerinde İl Milli Eğitim Müdürünün fotoğrafını çekmekle görevlendirilen,
  • İl Milli Eğitim Müdürlüğünde avukat olarak görevlendirilen,
  • Belediye başkan yardımcısı olarak görevlendirilen,
  • İl Milli Eğitim Müdürlüklerinde basın danışmanı olarak ya da norm fazlası olmadığı halde kitap yazma komisyonlarına görevlendirilen çok sayıda öğretmen olduğu gerçeği karşımıza çıkmaktadır.
Dolayısıyla MEB’in 2017/22 sayılı genelgesi İl Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından yok sayılmakta, norm fazlası olmayan öğretmenler dahi geçici görevlendirmelerin muhatabı kılınmaktadır.
Eğitim Sen olarak MEB’e çağrımız, genelgenin takibinin yapılarak söz konusu görevlendirmelerin iptal edilmesinin sağlanması, norm fazlası olmayan öğretmenlerin bu şekilde görevlendirilmesinin engellenmesi ve öğrencilerin öğretmensiz kalmasının önüne geçilmesidir. Okulların ve sınıfların öğretmensiz kalmaması, norm fazlası öğretmenlerin mağdur edilmemesi ve hakkaniyetli, adil ve söz konusu genelgeye uygun biçimde asli görevleri kapsamında görevlendirilmesi için sürecin takipçisi olacağımız bilinmelidir.

More Articles ...