16   Ocak
2018

0
0
0
s2sdefault
powered by social2s
Milli Eğitim Bakanlığı ile Hizmet Vakfı arasında 15.7.2014 tarihinde üç yıl süreli Değerler Eğitimi Verilmesine İlişkin İşbirliği Protokolü imzalanmış, 15.07.2017 tarihinde de protokolün süresi üç yıllığına uzatılarak kapsamı genişletilmiştir.
Söz konusu protokolün ilk onaylandığı dönemde Hizmet Vakfı’nın “gönüllü öğreticilerinin” okullarda ders saatleri dışında değerler eğitimi konulu seminerler vermesi öngörülmüştür. Protokolün kapsamının 15.07.2017 tarihinde değiştirilmesinin ardından ise sadece ders saatleri dışında değil ders saatleri içerisinde de seminerler verilmesine olanak sağlanmıştır. Yine aynı kapsamda Hizmet Vakfı’na il içi ve il dışı gezi, ziyaret, piknik programı, öğrenci velilerinin katılacağı eğitim ve seminerler ve mesleki tanıtım seminerleri yapma olanağı tanınmıştır.
Belirtmek isteriz ki üç yıllık bir zaman diliminde yapılacak etkinliklere izin veren protokol hem hukuka hem de MEB’in kendi öğretim programı mevzuatına aykırıdır. Çünkü;
  • 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile öngörülen okullarda okutulacak derslerin, Talim ve Terbiye Kurulu’nun önerisiyle Milli Eğitim Bakanlığınca belirleneceği kuralı açıkça çiğnenmektedir.
  • Kaldı ki öğretim programlarında “Öğretim Programında Değerler Eğitimi” alt başlığında, değerlerin derslerin doğasına uygun olarak kazanımlar içinde verilmesinin esas olduğu belirtilmektedir. Yani söz konusu değerler, öğretmenlerin model olarak ve etkinlikler yoluyla sunabilmesinin amaçlandığı açıkça belirtilmiştir. Ancak protokolle değerler eğitimi ayrı bir ders olarak örgütlenmektedir.
  • Bu kapsamda okullarda okutulacak dersleri gösteren Haftalık Ders Çizelgelerinde yer almayan bir dersin ya da etkinliğin ders saatleri içinde yapılmasının yasal dayanağı yoktur.
  • Aynı şekilde adı geçen vakfın gönüllü öğreticilerinin ders saatleri içinde değerler eğitimi vermesi, Protokolün 7.5.3 maddesindeki seminerlere gönüllülük esasına göre öğrencilerin katılacağını düzenleyen hükmüne de aykırıdır. Çünkü ders saatleri içinde yapılan seminerler artık gönüllü olmaktan çıkmıştır.
  • Değerler eğitimi vereceği öngörülen gönüllü öğreticilerin ders saatleri içinde sınıflara girmesine olanak sağlanmıştır. Bu da hem hukuken, hem de pedagojik olarak sakıncalar içermektedir.
Eğitim Sen olarak belirtmek isteriz ki MEB, çeşitli dini cemaat ve vakıflarla yaptığı protokoller aracılığıyla çocuklarımızı öğretmenlere değil, adı tecavüz ve taciz vakalarıyla anılan kişi ve kurumların eline teslim etmek istemektedir.
Üstelik bunu yaparken öğrencilerin katılımını fiilen zorunlu tutmaktadır. Öğrencilerin ders saatleri içindeki bu ve benzeri seminerlere katılmak istememeleri durumunda öğrencinin nereye gideceği, öğrencinin güvenliğinin nasıl sağlanacağı, yine ailesine ve okula karşı öğretmenin sorumluğunun ne olacağı büyük bir belirsizlik taşımaktadır. Öğrencilerimizin asıl ihtiyaç duyduğu şey dini cemaatlerin eline teslim edilmek değil, kendi yeteneklerini ve potansiyellerini keşfedecekleri, dünyaya farklı pencerelerden bakabilecekleri bir eğitim sistemidir.
Bu nedenle Eğitim Sen olarak bu ve benzeri protokolleri yargıya taşımaktan ve toplumu bu konuda bilgilendirmekten bir an olsun tereddüt etmeyeceğimiz bilinmelidir. Ancak unutulmamalıdır ki asıl sorumluluk velilerimize düşmektedir. Velilerimize çağrımız, çocuklarını kim olduğunu, ne olduğunu bilinmedikleri kişilerin eline teslim etmemeleri, onların geleceğine, emeğine ve eğitim hakkına sahip çıkmalarıdır.

0
0
0
s2sdefault
powered by social2s

İstanbul Eyüp’te oğullarının zorunlu din dersinden muaf tutulmasını isteyen Gül çifti, İdare Mahkemesi’nde açtıkları davayı kazandı.

Çocuklarını zorunlu din dersinden muaf tutulmasını isteyen veliler hukuki mücadelesini sürdürüyor. Son olarak Günel ve Cemal Gül çifti, zorunlu din dersine ilişkin Milli Eğitim Müdürlüğü’nün kararına karşı açtıkları İdare Mahkemesi’nde açtıkları davayı kazandı.
İstanbul’un Eyüp ilçesindeki Serdar Aksun İlkokulu dördüncü sınıf öğrencisi oğullarının zorunlu din dersinden muaf tutulmasını isteyen Günel ve Cemal Gül çifti, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne dilekçe verdi. Eyüp İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, anne-babanın talebini reddetti. Bunun üzerine Gül çifti, konuyu idare mahkemesine götürdü. İstanbul 2. İdare Mahkemesi, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün ret işlemini hukuka aykırı bularak, iptal etti.
RET KARARI HUKUKA AYKIRI BULUNDU
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa’nın 24’üncü maddesi ile İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin 9. maddesinin hatırlatıldığı kararda, “T.C. uyruklu Hıristiyan ve Musevi dinlerine mensup öğrencilerin, zorunlu olan Din Kültürü ve Ahlak öğretimi dersinden muaf tutulacakları belirtilmiştir. Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulunun aldığı bu kararla ilk ve ortaöğretim okullarında İslam dini öğretimine yönelik olarak okutulan din kültürü ve ahlak öğretimi dersinden, İslam dinine mensup olmayanların muaf tutulmasının amaçlandığı anlaşıldığından, herhangi bir dine mensup olmayan kişilerin velisi oldukları çocukların da bu muafiyet kapsamında değerlendirilmesinin yukarıda yazılı yasal düzenlemelere ve bu düzenlemelerin amacına uygun olacağı açıktır” denildi.
Mahkemenin kararında şu ifadelere yer verildi:
“Bu durumda, din eğitim ve öğretiminin ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlı olduğu anlaşılmakla birlikte, okulda zorunlu olarak okutulan din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin dini ve felsefi inançlarına (ya da inançsızlıklarına) uygun olmadığını belirten davacının kanuni temsilcisinin herhangi bir din mensubu ya da ateist (tanrı tanımaz) olduklarına bakılmaksızın, temel hak ve hürriyetlerden olan dini inanç özgürlüğünün uygulanması kapsamında davacının zorunlu sayılan din kültürü ve ahlak öğretimi dersinden muaf tutulması gerektiği sonucuna varıldığından, bu istemin reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.”

EVRENSEL

0
0
0
s2sdefault
powered by social2s
TEOG sonrasında getirilecek sisteme dair gelen resmi açıklamalar, AKP’nin eğitim politikasındaki ve sınav tartışmalarındaki temel amacını gözler önüne seriyor.
MEB Müsteşarı Yusuf Tekin’in basına verdiği demeçlerdeki ifadelerinden TEOG yerine getirilecek sistemde, sınava girerek %10’luk “başarı” diliminde yer alamayan öğrencilerin 3 Anadolu Lisesi, 3 İmam Hatip Lisesi ve 3 Meslek Lisesi’nden 5 tercih yapacaklarını açıkladı.
Bununla birlikte Tekin, başka bir demecinde de söz konusu 5 tercihe yerleşememe durumunda öğrencilere pansiyonlu ortaöğretim kurumlarına yerleşme olanağının tanınacağı ve bu kapsamda da öğrencilerin 5 pansiyonlu liseyi tercih edebileceğini ifade etti.
Tekin’in sözlerini mercek altına aldığımızda, tartışmaların ilk gününden itibaren dikkat çekmeye çalıştığımız noktanın nasıl ustalıkla yapılandırıldığı görülecektir!
  • Pansiyonlu liseler Fen, Sosyal Bilimler ve İmam Hatip Liselerinden oluşmaktadır.
  • Ancak MEB Müsteşarı Yusuf Tekin’in açıklamalarından sınavsız adrese dayalı yerleştirmede pansiyonlu olan Fen ve Sosyal Bilimler Liselerinin adı telaffuz edilmemekte, bu liselerin sınavla öğrenci alacağı anlaşılmaktadır.
  • Türkiye’de 1452 İmam Hatip Lisesi bulunmaktadır. Bunun neredeyse yarısı, 773’ü pansiyonlu İmam Hatip Liselerinden oluşmaktadır. Pansiyonlu İmam Hatip Liselerinin toplam kontenjanı 114.000 civarındadır.
  • Dolayısıyla herhangi bir tercihine yerleşemeyen öğrenciler, doğrudan MEB tarafından söz konusu pansiyonlu İmam Hatip Liselerine yönlendirilmek istenmektedir.

0
0
0
s2sdefault
powered by social2s
Barış akademisyenlerinin bugün (05.12.2017) başlayan ve ayrı ayrı görülen duruşmaları tam bir hukuk garabetine dönüşmüştür.
Söz konusu garabetin en temel nedeni, ortada hiçbir suç bulunmamasına rağmen akademisyenlerin düşünce ve ifade özgürlüğü hakkını kullanmalarının disiplin soruşturmalarına ve ceza davalarına konu edilmesidir. Tekrar belirtmek isteriz ki başından itibaren yürütülen süreç hukuki değil, siyasi bir hesaplaşmanın ürünüdür.
Bilindiği üzere, Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 maddesi kapsamında açılan davalarda, akademisyenlere “terör örgütü propagandası yapmak” suçu isnat edilmiştir.
Halbuki, akademisyenler Meral Camcı, Kıvanç Ersoy, Muzaffer Kaya ve Esra Mungan’ın 22 Nisan 2016 tarihindeki İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmasında, savcının sanıklara yüklenen suçun TMK m. 7/2 değil TCK m. 301 kapsamına girebileceği mütalaası üzerine mahkeme heyeti dosyayı Adalet Bakanlığı’na gönderme kararı vermiş ve Adalet Bakanlığı da davanın TCK 301. madde kapsamında yürütülmesine onay vermiştir.
Bildiride kullanılan hiçbir ifade ve talep başından beri ifade ettiğimiz gibi  hukuka aykırı  değildir ve herhangi bir suç kalıbına uymamaktadır. Bu dosyalarda ne TMK 7/2 de düzenlenen “terör örgütü propagandasını yapmak”, ne de TCK 301 maddesinde düzenlenen “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama” suçunun uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır.
5 Aralık 2017 günü İstanbul Üniversitesi ve Galatasaray Üniversitesi’nden 10 imzacının İstanbul 35 Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşması, öncelikli olarak usul tartışmalarıyla başlamıştır. Sanık müdafileri tarafından İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılama bu şekilde devam ederken ve Adalet Bakanlığı’ndan TCK 301 konusunda onay gelmişken, diğer imzacılara TCK 7/2 de düzenlenen suçu işledikleri iddiası ile iddianameler düzenlenerek davalar açılmış olmasının çelişkili olduğu gerekçesiyle mahkemenin bir karar vermesi talep edilmiştir.
Mahkeme heyeti İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin nitelendirmesi ile bağlı olmadıkları gerekçesi ile bu  talebi kabul etmemiştir. İmzacı akademisyenler ve müdafileri savunmalarını yapmak üzere süre istemişlerdir. Akademisyenlerin müdafilerinin birleştirme talepleri de “birleştirmenin mecburi olmaması,  sanık sayısının çok olması,  savunması  alınamayan sanıkların olması halinde yargılamanın uzayabileceği ve adil yargılanma hakkına aykırı olacağı”  gerekçesi ile kabul edilmemiştir. Yine akademisyenlerin müdafileri tarafından ileri sürülen  “derhal beraat talepleri”  de “sorgu ve savunmaların yapılması, delillerin  değerlendirilmesi gerektiği” gerekçesi ile kabul edilmemiş, tüm duruşmalar 12 Nisan 2018’e ertelenmiştir.
Eğitim Sen olarak süreci yakından takip edeceğimiz ve yargılamalar boyunca örgütlü gücümüzle akademisyenlerin yanında olacağımız bilinmelidir.

More Articles ...