16   Ocak
2018

Eğitim Sen Ankara 1 No’lu Şube'nin düzenlediği “Muhafazakar Eğitim ve Toplumu Biçimlendirme Çabaları” panelinde son dönemde  toplumsal yaşamı ve eğitimi yeniden düzenlemeyi amaçlayan değişiklikler ve neler yapılması gerektiği tartışıldı. Avukat Sevinç Hocaoğulları 91 yılık Medeni Kanun'daki hakların mücadele ile ilerletildiğini belirterek “Boşanma hakkı şimdi bile kadınların canlarıyla bedel ödediği bir konu” dedi.
Eğitim Sen Ankara 1 No’lu Şube “Muhafazakar Eğitim ve Toplumu Biçimlendirme Çabaları” konulu bir panel düzenledi. Sendika salonunda gerçekleşen panele Ankara Üniversitesi'nden Prof. Dr. Işıl Ünal ve Avukat Sevinç Hocaoğulları katıldı. Konuşmacılar son dönemde hem eğitimi hem de toplumsal yaşamı yeniden biçimlendirme çabalarını ve neler yapılabileceğini tartıştı.
Panelde ilk sözü alan avukat Sevinç Hocaoğulları, son dönemde toplumsal yaşamı yeniden biçimlendirmeyi amaçlayan yasalar konusunda AKP’nin aceleci davrandığına ve geri adım atmadığına dikkat çekerek, hem kadınları hem de toplumu denetim ve baskı altına tutmak için bu yasalara ihtiyacı olduğunu söyledi. 91 yıllık Medeni Kanun'da kadınların mücadele ederek haklarını ilerlettiğine ve OHAL öncesinde çok daha ilerisini talep ettiğini belirten Hocaoğulları, AKP’nin kadın erkek ilişkilerinde bütün itirazlara rağmen müftülere nikah yetkisi veren tasarıyı yasalaştırarak simgesel bir değişiklik yaptığını ve bu ilişkiyi ‘kadın erkek eşit değildir’ diyen bir kuruma verdiğini söyledi. 
Bu tasarının yasalaşmasından sonra şimdi de boşanma konusunda arabulucuk tartışmalarının gündeme geldiğini kaydeden Hocaoğulları, “Boşanma hakkı şimdi bile kadınların canlarıyla bedel ödediği bir konu” dedi. Hocaoğulları, işçilerin haklarının da yakın zamanda arabulucuya teslim edildiğini hatırlatarak eşit olmayan patron ve işçinin aynı masaya oturtularak işçinin hakları konusunda böyle bir masada pazarlık yapmasının mümkün olamayacağını söyledi. Hocaoğulları aynı durumun şu anda eşit durumda olmayan kadın-erkek ilişkilerinde de geçerli olduğunu ve arabulucuyla çözümün imkansız olduğunu belirtti.
‘ŞİDDET AKP’NİN YASALARA İHTİYACINI GÖSTERİYOR’
Bu yasalara karşı mücadelenin şiddetle bastırılmaya çalışılmasının bu yasalara AKP’nin ihtiyacını gösterdiğini söyleyen Hocaoğulları, “Baskı altına almak ve bunu sürdürmek istiyorlar. Biz niyet okumuyoruz, niyetlerini biliyoruz. AKP toplumu yaptığı değişikliklerle denetlemeye mecbur olabilir. Sadece bunlarla kalmayacak. Başkaca da düzenlemeler öngörüyor. Biz bedel ödeyerek aldığımız haklarımızı onların iktidarı daim olması için kaybetmeyeceğiz. Geri adım atmadan mücadele edeceğiz” dedi. 
DİNİ KONTROL MEKANİZMALARI LAİKLİĞİN OLUŞMASINI ENGELLEDİ
Prof. Dr. Işıl Ünal da bugün yaşanan değişimin devletin baştan itibaren laik bir devlet olarak kurulamamasıyla ilişkili olduğunu söyledi. Devletin içine baştan dini kontrol için Diyanet İşleri gibi kurumlar yerleştirildiğini kaydeden Ünal, bu mekanizmaların lakikliğin oluşmasını engellediğini söyledi. Diyanet İşleri’nin bugüne kadar sorgulanmamasını da eleştiren Ünal, “Kırsaldaki bir kadın ‘Ne fark eder, müftü de devletin memuru devletin nikahını kıyacak’ diyor. Kopma yerine kontrol sonucu bu bağın koparılamadığını ve bu tür düzenlemelerin kabul gördüğünü görüyoruz” dedi. 
Her yapılan değişikliğin kadınların yaşam alanını sınırlandırmakla ilgili geliştiğine dikkat çeken Ünal, din ile ilgili bir konuya kolay itiraz olmadığını ve insanlar üzerinde etkili bir araç olduğunu kaydetti.
‘KENDİ SÖZÜMÜZÜ KURMAK ÖNEMLİ’
Eğitim sistemi içerisinde hızlı ve derin bir değişimin gerçekleştiğini söyleyen Ünal, sadece müfredatın değişmekle kalmadığını okul yaşam alanında bütünsel bir değişim yaşandığını kaydetti. Ünal, nasıl bir yaşam istendiğinin bilincine varılması gerektiğini vurgulayarak, “İktidarın bir yaşam biçimine karşı savaşı var. Tavrını ve neyi ortadan kaldırmaya çalıştığını net biliyor. Nerede durduğumuz, neyi savunmamız gerektiği noktasında netleşmek ve buradan mücadele etmek zorundayız. ‘Başka bir dünya yok diyor’ bize. Kendi sözümüzü kurmak çok önemli” dedi. (Ankara/EVRENSEL)

Kadın kazanımları bugün siyasal iktidarın sistematik saldırısı altındadır.

Siyasal iktidar kadınları yok sayarak, iradesizleştirmek istiyor. Çünkü özgür kadından korkuyor.  Eril zihniyet, kadını yok sayarak kendi köhnemişliğine  göre toplumu yeniden dizayn etmeye çalışmaktadır. Kadın hareketinin yüzyıllardır verdiği eşitlik mücadelesinin kazanımları yok edilmek istenmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığının okullarda dağıttığı’ Hz.Muhammed’ in Hayatı’ ders kitabında yer alan skandal öneriler yapılmak istenen toplum mühendisliğinin işaretlerini içermektedir.  Söz konusu ders kitabında erkek üstün bir varlık, kadın erkeğe hizmet etmesi gereken ve itaat etmesi gereken bir alt varlık olarak sunuluyor. Kocaya itaat ibadettir deniyor. ‘Erken yaşta evlilik toplumsal bir örf’ olarak ifade edilerek çocuk yaşta  evlilik meşrulaştırılmak isteniyor.  Milli Eğitim Balkanlığı eğitim sistemimizde var olan sorunları çözüp eğitim seviyesini yükseltecek politikalar üretmek yerine eğitime ideolojik yaklaşımıyla sorunların daha da derinleşmesine neden olmaktadır.  Tekçi zihniyet  eğitim müfretadını  kendi iktidarına hizmet edecek şekilde tek din ve tek mezhep öğretisi üzerinden şekillendirmekte, her öğrenciye zorunlu olarak din dersine katılım dayatılmaktadır. Öyle ki asimilasyon ve dinsel dayatmaların en yoğun yaşandığı Yatılı Bölge Okullarında okumak zoruna kalan  çocuklar ailelerinden uzaklaşma süreçleri yaşamakta kendi özlerine ve kimliklerine yabancılaşmaktadır.

Cumhuriyet döneminin getirdiği laik, bilimsel eğitim nüveleri de yok edilmek isteniyor. Türkiye’de eğitim politikaları kadınlar için fırsat açmamakla birlikte, son yıllarda toplumsal cinsiyet algısı giderek gerici bir anlayışta derinleşmektedir. Aşağılama, cinsel nesneleştirme süreci 11-12 yaşlarından itibaren başlamaktadır. Bu süreci besleyen büyüten en büyük olgu; eğitim sürecindeki müfredatın cinsiyetçi- köleci bir anlayışla hazırlanmış olması, kadına biçilen rolün erkeğin arzularına göre eğitim süreçleri üzerinden hayata geçirilmek istenmesidir.

Cinsiyet eşitsizlik değil, farklılıktır. Ayrımcılığın esas mağdurları kadınlardır ama bu sorun tüm emekçilerin sorunudur. Çünkü sınıf sömürüsü ile cinsiyet ayrımcılığı birbirini besler. Cinsiyet ayrımcılığı AKP ile başlamamıştır fakat AKP  cinsiyet ayrımcılığını kendi zihniyeti doğrultusunda  derinleştirmektedir.  Sömürünün en yüksek olduğu enformel sektör kadın emeği üzerinden yükselmektedir. Kadınların eş, anne gibi geleneksel cinsiyet rolleri üzerinden tanımlanması, üretim süreçlerinin esnekleştirilmesine hizmet etmektedir. Kadın  ihtiyaç olduğunda üretime katılmaktadır ama çalışma yaşamının asli unsuru olarak kabul edilmemektedir. Kadının yerinin evi olduğu söylemi, sosyal güvenlik açısından babaya kocaya bağımlı hale getirilmesi, çocuk doğurma direktifleri kadını çalışma yaşamında marjinalleştirmeye çalışır. Sorgulatmayı değil itaat ettirmeyi hedef belirleyen eğitim sistemi; yoksulluğu kader zanneden, sermayenin daha çok kar etmesi için emeğinin haklarından vazgeçen, sınıf ve cins bilincinden mahrum kalmış, şükür ve kader arasına sıkıştırılmış modern görünümlü köleler yaratmak amacını taşır.

Demokratik, bilimsel, anadilinde, laik, kamusal eğitim önündeki engeller artarak devam etmektedir. Türkiye de eğitim kurumları, iktidarın ırkçı, mezhepçi, ayrımcı uygulamaları nedeniyle gerçek işlevlerinden, evrensel insanlık değerlerinden uzaklaşmaktadır. Demokratik ve bilimsel olmayan  bir eğitim sisteminin özgür bireyler üretmesi mümkün değildir. Parasız ,nitelikli,anadilinde,bilimsel eğitim için yeterli bütçe ayrılmalı, kamu kaynakları yeni paralel cemaatlere peşkeş çekilmemeli, eğitimdeki tek tipleştirmeye son verilmelidir.

Farklılıkların zenginliğimiz olduğu unutturulmasın!

Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılığı, eğitimden çalışma yaşamına, sağlıktan karar mekanizmalarına katılıma kadar yaşamın her alanında ciddi boyutlardadır. Bu eşitsizlik, özellikle kadınları ve kız çocuklarını etkilemektedir. Kız çocuklarının okula devamını sağlamak tutarlı, ısrarlı ve sürekliliği kadar toplumsal cinsiyet boyutunun tüm düzenlemelerle ve uygulamalarla hayata geçirilmesi gerekir.

Her gün yeni bir kadın cinayeti haberi ile yüreklerimiz yaralanmaktadır. Erkek şiddeti sınır tanımadan hayatlarımızı karartmaya devam etmektedir. İstanbul Alibeyköy’de sendikamız üyesi Şengül Karaca bir erkek tarafından camdan atılarak yaşamına son verildi.

More Articles ...