16   Ocak
2018

Kadın Haberleri
Typography

Kadın kazanımları bugün siyasal iktidarın sistematik saldırısı altındadır.

Siyasal iktidar kadınları yok sayarak, iradesizleştirmek istiyor. Çünkü özgür kadından korkuyor.  Eril zihniyet, kadını yok sayarak kendi köhnemişliğine  göre toplumu yeniden dizayn etmeye çalışmaktadır. Kadın hareketinin yüzyıllardır verdiği eşitlik mücadelesinin kazanımları yok edilmek istenmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığının okullarda dağıttığı’ Hz.Muhammed’ in Hayatı’ ders kitabında yer alan skandal öneriler yapılmak istenen toplum mühendisliğinin işaretlerini içermektedir.  Söz konusu ders kitabında erkek üstün bir varlık, kadın erkeğe hizmet etmesi gereken ve itaat etmesi gereken bir alt varlık olarak sunuluyor. Kocaya itaat ibadettir deniyor. ‘Erken yaşta evlilik toplumsal bir örf’ olarak ifade edilerek çocuk yaşta  evlilik meşrulaştırılmak isteniyor.  Milli Eğitim Balkanlığı eğitim sistemimizde var olan sorunları çözüp eğitim seviyesini yükseltecek politikalar üretmek yerine eğitime ideolojik yaklaşımıyla sorunların daha da derinleşmesine neden olmaktadır.  Tekçi zihniyet  eğitim müfretadını  kendi iktidarına hizmet edecek şekilde tek din ve tek mezhep öğretisi üzerinden şekillendirmekte, her öğrenciye zorunlu olarak din dersine katılım dayatılmaktadır. Öyle ki asimilasyon ve dinsel dayatmaların en yoğun yaşandığı Yatılı Bölge Okullarında okumak zoruna kalan  çocuklar ailelerinden uzaklaşma süreçleri yaşamakta kendi özlerine ve kimliklerine yabancılaşmaktadır.

Cumhuriyet döneminin getirdiği laik, bilimsel eğitim nüveleri de yok edilmek isteniyor. Türkiye’de eğitim politikaları kadınlar için fırsat açmamakla birlikte, son yıllarda toplumsal cinsiyet algısı giderek gerici bir anlayışta derinleşmektedir. Aşağılama, cinsel nesneleştirme süreci 11-12 yaşlarından itibaren başlamaktadır. Bu süreci besleyen büyüten en büyük olgu; eğitim sürecindeki müfredatın cinsiyetçi- köleci bir anlayışla hazırlanmış olması, kadına biçilen rolün erkeğin arzularına göre eğitim süreçleri üzerinden hayata geçirilmek istenmesidir.

Cinsiyet eşitsizlik değil, farklılıktır. Ayrımcılığın esas mağdurları kadınlardır ama bu sorun tüm emekçilerin sorunudur. Çünkü sınıf sömürüsü ile cinsiyet ayrımcılığı birbirini besler. Cinsiyet ayrımcılığı AKP ile başlamamıştır fakat AKP  cinsiyet ayrımcılığını kendi zihniyeti doğrultusunda  derinleştirmektedir.  Sömürünün en yüksek olduğu enformel sektör kadın emeği üzerinden yükselmektedir. Kadınların eş, anne gibi geleneksel cinsiyet rolleri üzerinden tanımlanması, üretim süreçlerinin esnekleştirilmesine hizmet etmektedir. Kadın  ihtiyaç olduğunda üretime katılmaktadır ama çalışma yaşamının asli unsuru olarak kabul edilmemektedir. Kadının yerinin evi olduğu söylemi, sosyal güvenlik açısından babaya kocaya bağımlı hale getirilmesi, çocuk doğurma direktifleri kadını çalışma yaşamında marjinalleştirmeye çalışır. Sorgulatmayı değil itaat ettirmeyi hedef belirleyen eğitim sistemi; yoksulluğu kader zanneden, sermayenin daha çok kar etmesi için emeğinin haklarından vazgeçen, sınıf ve cins bilincinden mahrum kalmış, şükür ve kader arasına sıkıştırılmış modern görünümlü köleler yaratmak amacını taşır.

Demokratik, bilimsel, anadilinde, laik, kamusal eğitim önündeki engeller artarak devam etmektedir. Türkiye de eğitim kurumları, iktidarın ırkçı, mezhepçi, ayrımcı uygulamaları nedeniyle gerçek işlevlerinden, evrensel insanlık değerlerinden uzaklaşmaktadır. Demokratik ve bilimsel olmayan  bir eğitim sisteminin özgür bireyler üretmesi mümkün değildir. Parasız ,nitelikli,anadilinde,bilimsel eğitim için yeterli bütçe ayrılmalı, kamu kaynakları yeni paralel cemaatlere peşkeş çekilmemeli, eğitimdeki tek tipleştirmeye son verilmelidir.

Farklılıkların zenginliğimiz olduğu unutturulmasın!